Aile İçi Şiddet

Bir çocuk fikri dünyaya yeni bir hayat sunma fikridir. Anne babalar yaşam boyu kurdukları en güçlü bağları çocuklarıyla kurarlar. Çocukları yaşam boyu aldıkları en büyük sorumluluktur. Dış dünyadaki her türlü tehlikeden çocukları korumak ve onların kendilerini korumakla ilgili becerilerini geliştirmek...

Bir çocuk fikri dünyaya yeni bir hayat sunma fikridir. Anne babalar yaşam boyu kurdukları en güçlü bağları çocuklarıyla kurarlar. Çocukları yaşam boyu aldıkları en büyük sorumluluktur. Dış dünyadaki her türlü tehlikeden çocukları korumak ve onların kendilerini korumakla ilgili becerilerini geliştirmek anne babaların görevleridir. Ancak bazı ailelerde tehlike dışarıda değil ailenin duygusal atmosferindedir. Ev ortamındaki gerilim öfke, mutsuzluk ve hatta şiddet o kadar yoğundur ki çocuk için asıl tehlike bu duygusal ortamda kendi psikojik bütünlüğünü korumaya çalışmak ve ne olursa olsun ailesiyle bağını kötü de olsa sürdürmeye çalışmaktır. Bunun bedeli çok ağır olabilir. Çünkü aile ortamı çocuğun hayatla ilgili doğrularının oluştuğu ve şekillendiği yerlerdir.

Şiddet denildiğinde aklımıza kişinin bedensel bütünlüğüne yapılan saldırılar gelir. Ancak fiziksel şiddetin bedene getirdiği yıkımı beden onarabilsede ruhsal şiddetin onarımı çok daha zordur. Ayrılık, ölüm, hastalıklar gibi acı veren yaşam olaylarına karşı duygusal dayanıklılığımız çocukluk yıllarında oluşur. Çocukluk döneminde anne ve babayla kurulan ilişki tüm duyguların örüldüğü; birbirine eklemlendikleri yerlerdir. Yaşam boyunca karşımıza çıkan ilişkiler temel olarak anne babayla kurulan ilişkilerin tekrarıdır. Bu sebeple çocukluk dönemde oluşan ruhsal yaralar insan yaşamını çok daha derinden etkiler. Kurulan her ilişkide geçmiş duyarlıklar çok daha can yakıcı yaşanabilir ya da can yakar hale gelebilir. Şiddetin hep dışarıda, hayatımızın uzağında olduğunu varsaymak bizi rahatlatıyor görünsede yapılan araştırmalara göre ülkemizde fiziksel istismar sıklığı %30-35, cinsel istismar sıklığı ise %13 dolaylarındadır .Bunun anlamı her on aileden 3 kişi, şiddete maruz kalmaktadır.

Duygusal ihmal ruh sağlığı açısından bakıldığında çocuğa yeterli duygusal yakınlık ve duygusal destek sağlayamamak ya da çocuğun aile içi şiddete tanık olmasını engelleyememek” olarak tanımlanmıştır. Eş ilişkisindeki yüksek gerilim ve mutsuzluk her ailede çocuklar açısından duygusal ihmal ve istismara zemin hazırlayabilir.

Neler bu kapsama giriyor?

  • Psikolojik koruma ve güven
  • Göz dağı vererek disiplin
  • Şiddet içermeyen evlilik sorunları
  • Yaralamayla tehtit
  • Sıradışı davranışlara maruz bırakma
  • İntiharla tehtit
  • Öldürmekle tehdit
  • Terk etme, kısıtlama, bağlama
  • Hapsetme, izole etme
  • Çocukla alay etme ve yok sayma
  • Dışlama, ilgisizlik
  • Evlilik ve aile sorunlarına sebep olmakla suçlama
  • Uygun olmayan beklentiler
  • Aşağılayıcı isim takma
  • Yaşa uygun olmayan biçimde otonomi vermek
  • Uygunsuz sorumluluklar yüklemek
  • Yaşa uygun sosyal ortamlarda bulunmasını engellemek
  • Ekonomik sıkıntılar ve işsizlik fiziksel istismarın en önemli nedenlerinden sayılır. Depresif ruh halinin getirdiği gerginlik ve tolere edebilme eşiğinin düşüklüğü olayları sağlıklı değerlendirmeyi önleyebilir. Ayrıca anne baba arasında geçimsizlik olması, geçmişte onlarında istismar edilmiş olması, aile içi şiddet durumu, anne ve/ve ya babanın psikiyatrik bozukluğu, alkol ya da ilaç bağımlılığı olması diğer önemli risk faktörleri arasındadır.

Erken çocukluk deneyimleri olumsuz olduğunda ve etkili tedavi yapılamayan durumlarda çocuklar yaşam boyu süren duygusal, davranışsal sorunlarla ve öğrenme güçlüğü ile karşılaşırlar. Fiziksel istismara uğrayarak büyüyen çocuklarda bilişsel işlevlerin bozulduğu ve akademik performansın düştüğü gözlenmiştir. Aile içi şiddete tanık olan ve/veya kendisi de istismar edilen çocuklarda depresyon, kızgınlık, kaygı, antisosyal ve dürtüsel davranışların belirgin olarak fazla görüldüğü de saptanmıştır. Çalışmalardan  elde edilen sonuçlara göre ne tip bir istismar olursa olsun, öncelikle karşılaşılan genel etkiler depresyon, anksiyete, davranış problemleri ve travma sonrası stres bozukluğuna ait belirtilerdir. Çocukluk çağı depresyonları erişkin döneminden bir takım farklı belirtilerle kendini gösterir. Bir erişkin kadar duygularını ifade etme becerisi gelişmemiş çocuk için sinirlilik önemli bir depresyon belirtisi olabilir.Yaşıt aktivitelerine ilginin azalması, ona ne alınırsa alınsın kısa sürede coşkusunu kaybetmesi, uyku ve iştahın bozulması ve bebeksi davranışların ortaya çıkması, gece korkuları ve anneyle yatma isteği, ders başarısında düşme altta yatan depresyonun habercisi olabilir. Şiddete her türlü maruz kalma çocukta karşı bir öfke duygusu uyandıracaktır. Dolayısıyla okulda kendi dürtü denetimiyle ilgili zorluklar çocuğun yaşıt ilişkilerini olumsuz yönde etkileyebilir .Evde öfkesini sözel ya da fiziksel şiddetle gösteren bir ebeveyni olan çocuk; kendi sorunlarını da bu yolla çözmeye çalıştığında yaşam ona pek kolay kucak açmayacaktır. Çocuk için yakın ilişki tehlike halini aldığında bu tehlikeyle başa çıkma yolu olarak tüm insanlardan korkma ve kendi dünyasına çekilme çocuğu yaşamdan uzaklaştırabilir. Dolayısıyla yaşamın sunduğu güzel deneyimlere de kendini kapatan çocuk için hayat çok daha zorlaşır. Çocuklar evde olmasa bile dışarıda, medyada, toplumsal olaylarda hatta okullarda çok çeşitli şekillerde şiddete maruz kalmaktalar. Şiddete tanık olmak kendileri bizzat deneyimlemese bile çocuk için örseleyici bir deneyimdir. Dolayısıyla şiddete karşı anne babaların takındığı tutum çok önemli bir yer tutar. Çocuk büyürken anne babalarının davranışlarını sürekli bir içselleştirme halindedir. Dolayısıyla şiddeti konuşmaktan daha önemli olan anne babaların kendi öfkeleriyle nasıl başa çıktıklarıdır. Bir ailede öfke duygusunun konuşulabiliyor olması çok önemlidir. Kızgınlığını sözle ifade etme fırsatı verilen bir çocuk, bu ailede bir şeyler onu rahatsız etsede bazı durumlar onu öfkelendirse de, öfkesinin öfkeyle karşılanmadığı ve hala sevilmeye değer olduğunu öğrenir. Öfkesine sebep olan her neyse problem çözme becerilerinin gelişmesi için karşılıklı diyalog ortamı ve uzlaşmanın olduğu ailelerde büyüyen çocuklar kendi duygularını çok daha rahat denetleyebilirler. Büyümekte olan çocuğa gelişim dönemine uygun sınırlar koymak, hiçbir şiddet davranışını hoş görmemek ama öfkesinin altında yatan sebebi anlamaya çalışmak çok önemlidir. Diğer taraftan çocuklar gerek okulda arkadaşları tarafından gerek öğretmenler tarafından gelebilecek  şiddet içerici davranışın her şekilde  yanlış olduğu konusunda bilgi sahibi olmalıdırlar. Bu noktada böyle bir olaya maruz kaldıkları taktirde aileleriyle konuşmaları gerektiğini bilmeleri kendilerini güvende hissetmeleri açısından önemlidir. Dış ortamdaki şiddete karşı ailenin duruşu çok önemlidir. Öğretmene eti senin kemiği benim diyen bir geleneksel aile yaklaşımında çocuk öğretmen şiddetini haklı görürken şiddetin de onun zihninde belli durumlarda uygulanabilir bir yol olacağı mesajını vermiş oluruz. Çok sık duyduğumuz o sana vurusa sen de ona vur, kendini ezdirme cümleleri çocuk dünyası için çok tehlikeli yerlere gidebilir. Gücü fiziksel güçle eşleştirmek ve güçlünün döven olduğunu göstermek; çocuğun duygusal gücünü farketmesinin ve kendi problem çözme becerilerini kazanmasının önündeki en büyük engel olur. Sorunlu ve mutsuz bir ailede büyümenin getireceği ruhsal etkiler farklı olacağı gibi; ayrılık ve ayrılığın nasıl yaşandığı ve sonrasında çocuk ve anne baba ilişkisinin sürekliliğinin ve içeriğinin nasıl olduğu çok önemlidir. Sürekli mutsuz bir anne ya da evden duygusal olarak uzak bir baba, daha kötüsü sözel ya da fiziksel şiddete tanık olma ya da maruz kalma çocuğun kişilik gelişiminde geri dönüşü zor hasarlar verebilir. Sürekli bir travmatik ortamda yaşayan çocuklarda büyüdüklerinde saldırgan davranışlar, alkol, madde bağımlılığı, depresyon ya da kişilik organizasyonu ile sorunlar ya da çok genel olarak her türlü psikiyatrik hastalık oluşma riski yüksektir.

Bir ilişkiyi bir kadın ve bir erkek başlatır. Burada kadın ve erkek ilişkisindeki duyarlılıklar ilişkinin şeklini belirler. İlişkiye giren kişilerin karakter özelikleri, duygusal ihtiyaçları ve ilişkisel korkuları eş rolleriyle ilgilidir. Çocuğun gözünde birlikte yaşadığı kişiler hem bir karı koca hem de anne babalarıdır. Anne babaları kendi duygusal ihtiyaçlarını karşılayan kişiler oldukları gibi aynı zamanda kadın erkek ilişkileri açısından rol modeldirler. Bu ilişki çıkmaza girdiğinde boşanma bir seçenek haline geldiğinde ayrılık eşler arasında yaşanır. Anne babalık ömür boyu sürer. Dolayısıyla çocuğa herhangi  şekilde bu ayrılığın içinde bir rol vermek kadar çocuğun taşıyamayacağı bir yük yoktur. Anne babası erişkindir ve çocukların onlara ihtiyacı vardır. Boşanma sürecinde anneden babaya ya da babadan anneye giden bir öfkenin taşıyıcısı ya da tarafı olarak rol verilen çocuk bırakın kendi duygusal ihtiyaçlarının karşılanması daha bilmediği ve anlamaya çalıştığı bir ilişki şeklinin duygusal yükü ve çoğunlukla da suçluluğunu taşımak zorunda kalırsa eğer bunun bedeli çok ağır olur.
Eşler çoğunlukla kendi ayrılık korkularının ya da acılarını taşımakta zorluk çektiklerinden çocuklar için kalıyorum yoksa çoktan giderim derler. Tabiki çocuklarının anne ve babasının olduğu bir evde büyümesini istemek kadar gerçek bir duygu yoktur. Ama böyle bir motivasyon eşler arasındaki sorunların çözülmesi ve birlikte mutlu olabilmek motivasyonuyla olursa yapıcıdır. Ayrılık ve beraberinde gelen acılarla yüzleşmeye hazır olmamak gayet anlaşılabilir. Ancak çocuklara sizin için bu mutsuzluğa katlanıyorum demek bir aldatmacadır ve haksızlıktır. Böyle bir söylemden çocuğun aldığı mesaj “onun yüzünden anne ya da baba mutsuz olduğu bir ortamda kalmak zorundadır” olacaktır. “ayrılık;o bizi terketti” diyerek ifade edildiğinde çocuğa da  terkedilen kişi rolü verilmiş olur. Hikayenin nasıl akacağını bilemeyiz. Çocuklar her gidişi, her ihmali bir yere kaydederler.O zaman bırakmalıyız ki kendisinin bu ayrılık ile ilgili duygularının yorumunu kendi yapsın. Çocukların ne olursa olsun birlikte ya da ayrı bir baba ve anneye ihtiyacı olduğunu akıldan çıkarmamak önemlidir. Aile içi şiddetin çocuklar üzerinde ki etkisini azaltmak kolay olmasada en azından sağduyulu bir ebeveynin şiddet uygulayan ebeveynle ilgili duygularını doğru tanımlaması iyi bir başlangıç olabilir.

  • Şiddet uygulamadan problemlerin çözülebileceğini deneyimlediği başka modellerin olması bir şanstır.
  • Şiddetin sorunları çözmediği gibi daha da kötü hale getirdiğini
  • Çocuğun içindeki öfke, kaygı mutsuzluk gibi zor duyguların  ifade edilebileceği sanat ve spor gibi platformların olması
  • Şiddetin bir güç değil kendi duygularını düzenleyebilmek ile ilgili bir sorun olduğu; gücün sorunlara uygun çözümler üretebilmek olduğunun vurgulanması önemlidir.

 

Sayaç