Annelik Halleri

Anneliğinizi Sorgulamayın! Hayatın Size Verdiği Armağanı Siz de Çocuğunuza Verin!

Doğa binlerce yıldır kendini yeniden yeniden var ediyor. Nesillerde bir sonraki nesilleri var ederek kendi varlıklarını devam ettiyorlar. Hayat anne babalarımızdan bize verilen bir armağan. Zamanın koşullarına uyum sağlayabilen, kendini mutlu edebilen, zorluklarla başa çıkabilme gücü olan ve sevgi dolu bağlar kurabilen, kendi yaşamına anlam katabilen çocuklar yetiştirmek çocuklara verilen en büyük armağan aynı zamanda. Bu hayatın nasıl yaşanacağını belirleyen en önemli etken ise annelik ve çocukla kurulan ilişkinin dengesinde yatıyor. Annelik bir insan yaratmanın sorumluluğunu almaktır. İyi bir annelik ise bu sorumluluk duygusunu çocukların duygusal ihtiyaçlarıyla dengeleyebilme becerisiyle çok ilişkilidir.

Anne olmanın güzelliği kadar zorluğunu anlamak için anne olmak gerekir şüphesiz. Bu sebeple annelerimizden anne olunca anlarsın sözlerini çok duymuşuzdur. Kadınların annelik deneyimi aynı zamanda kendi anneleriyle ve kendi çocukluklarıyla duygusal olarak en yakın oldukları dönemdir. Günümüz bilgi toplumunda her şeyin okulu var ve her yerden bilgi bombardımanı içindeyiz. Ancak annelik okullarda öğretilmiyor. Büyüklerimiz bu işi sezgileriyle yapıyordu ama günümüzde annelerin kafası “annelik” ile ilgili biraz karışık görünüyor. Kendi müthiş sezgisel kaynaklarından faydalanmak yerine “mükemmel anne olmak” için gerekli doğrular aranıyor kitaplardan. Oysaki bir çocuk büyürken onun için en gerekli besin annesinin sevgisidir. Bunun içinde annenin kendi duygusal dengesinin iyi olması, mutlu ve kendi kaygılarıyla başa çıkabilme gücü olması şarttır. Aksi taktirde sevginin akış yönü sekteye uğrayabilir. Hiçbir eğitsel ilke kural, hiçbir öğüt bu kaçınılmaz sevginin yerini alamaz; buna karşılık yaptığımız ya da yapmaktan kaçınamadığımız yanlışların çocuk üzerindeki olumsuz etkisi çocuğa verilen sevgiyle geniş ölçüde azalır.

İşte burada biraz bu sevgi ve bağlılık başlıklarını açmak gerekir. Sevginin nasıl bir kaynaktan köken alıyor olduğu çocuk büyürken çok belirleyici olmaktadır. Bazı sevgiler vardır ki verilebilmesi belli şartlara bağlıdır. Çocuk hayata sunulan bir armağan ve çocuğa sunulan yaşam özünde çocuğa verilmiş bir yaşam hakkıdır. Ancak tersine çocuk sahip olunan olarak görülürse eğer sevgi koşullu hale gelir.Ondan istenen şeyi yerine getirdiği ölçüde sevilir. Kendi özgürlüğünü bağımsızlığını ve bizim istediğimizden başka türlü davranma hakkını mı istiyor sevgiden yoksun kalır. Onun büyümesi için en temel gereksiniminden yani sevgiden mahrum kalmamak adına teslim olur. Dolayısıyla kendi yolunu bulmaktansa hayatta verili kurallara pasif bir şekilde boyun eğmekten başka şansı yoktur. Kendi yazgısını istediği gibi şekillendirme şansı elinden alınmıştır. Uslu, uyumlu hatta belki de çok başarılı bir çocuk bile olabilir. Annesini üzmemek için büyüyemeyen çocuklar erişkin yaşamda ne kadar mutlu olabilirler sorusunun yanıtını çevremizden bolca görebiliriz. Diğer sevgi ise aslında anneliği özel yapan karşılıksız, tutsak edici olmayan sevgidir. Burada çocuk kendi arzuları kendi gideceği yoları olan, hayatta yetiştirmek üzere bir emanet olarak verilmiş bir canlıdır. Buradaki sevgi ne olursa olsun kabul eden, özgürlüğüne engel olmayan onu hareketsiz kılmayan bir sevgidir. Burada tohumu eken anne babalar olsa da harmanı kaldıracak olan onlar değildir.

Yeterince iyi bir anne kendi duygularını tanıyabilen ve çocuğun fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarını kendi duygusal karmaşasından koruyabilen çocuğu kendinden ayrı bir canlı olarak görebilen annedir. Bazı duygular vardır ki başa çıkmak kolay olmaz. Hele ki konu çok sevdikleri çocukları olduğunda duygusal olarak kafa  karışıklığı yaşamak kadar doğal bir şey yoktur. Önemli olan bu duyguları doğru tanımlayabilmektir.Bunlara biraz bakalım;

Çocuğunuzu Beslemek Savaşa Dönüşmesin!

Çocuğun güvenliğini sağlamak ve onun büyümesi için yapılması gerekenler annenin sorumluluğundadır. Ancak bazı kişiler için bu sorumluluk o kadar sıkıntılı yaşanır ki çocuk büyürken her şey büyük bir tehlike olarak algılanır ve aynı duyguyla çocuk aşırı bir koruma altına alınır. Bunun en tipik örneği yemek yedirme halleridir. Çocuk yemeye karşı koyduğunda felaket senaryoları yazılmaya başlanır. Bu senaryoların çoğu kötü bir sonla biter. Basit bir yememe hali çocuğu kaybetmeye kadar gidebilir annenin zihninde. Bu da tehlike alarmlarının çalması demektir. Suçlu hissetmek yetersiz hissetmek demektir ki tüm bu duygular anneyi oldukça sıkıntıya sokar. Bu duygularla nasıl başa çıktığı ise çocukla kurduğu ilişkiyi belirler. Bu noktada anne kendisini o kadar çaresiz hisseder ki çocuğun açlık ya da tokluk duygusunun önemi yoktur. Acil olarak bu düşüncelerden duyduğu tehlikeli duygu bastırılmalıdır ve bunun yolu tek yolu beslemektir. Çocuk hayır dedikçe anne daha da öfkelenir ve üzülür. Tüm bu hikayede tabiiki annenin amacı çocuğu tehlikelere karşı korumaktır. Bu sebeple ki sürekli yemek annenin kontrolündedir ama bu kontrolün bedeli vardır. Gelişimsel olarak baktığımızda bunun çocuğa hiç faydası olmadığı gibi bu bir tohuma ihtiyacı olmadığı kadar su vermeye benzer. Tohum zarar görmesin diye yaptığınız şey tamda ona zarar veren şey halini alabilir. Bu durum çocukla aranızdaki ilişkiyi öfke dolu ve dirençli hale getirebileceği gibi çocuğun kendi bedeniyle ilişkisini de bozacaktır.

Olması Gerekenler Listesi Yaparken Olmaması Gerekenlerle Karşılaşmayın!

Bir diğer duygusal karmaşayı “olması gerekenler listesi” olan anne grubu yaşar. İdeal çocuk yetiştirmek için uzun bir olması gerekenler listesi vardır. Bu anneler kontrol ederlerken kendi anneliklerinin iyi olma haliyle meşguldür özünde. Çünkü liste tamamlanırsa çocuk için doğru yolda oldukları kesindir. Ama bu listede çocuğun ihtiyaçlarına pek göz atılmaz. Bu listeye harfiyen uyulmaması yanlış bir yolda olmaları demektir.Bu da yoğun bir sıkıntı verir. Bu sebeple bu grup anne çocuklarını eğitim kitaplarında ararlar. Her insan canlısı gibi çocukta duygularının ve ihtiyaçlarının anlaşılmasını ister. Bir kitap evine gittiğinizde raflarda yüzlerce çocuk gelişim kitabı görürsünüz. Çocuğun yaş dönemine göre gelişimsel normları anlamak açısından faydalıdır da bu kitaplar. Ancak hiçbir kitap çocuğunuzu tam olarak anlatmaz. Hiçbir çocukta o kitaplardaki “örnek” çocuklardan birisi değildir. Çünkü her çocuğun kendi annesi babası ve kendi aile hikayesi kendine özeldir. Burada en önemli şey annenin çocuğunu duygusal olarak sadece biricik ve ona özel halleriyle kabul edip yola onun yanı başında devam edebilmektir. Onun yolunu keserek ya da sürekli kendi doğrular listesini dikte ederek değil. Anneliğin büyüleyici sezgisel gücünü kitaplardaki meli malılar listesinin gerisinde kalıyorsa bir şeyler yolunda gitmiyordur.

Herkesin İdeali Kendisi İçindir. Gerçekleştiremeyeceğiniz İdealleri Çocuğunuza Yüklemeyin!

Bazen de çocuklar annelerinin gelecek tasarımlarının parçası haline sokulurlar. Anneler kendi ideallerindeki çocuk üzerinden çocukla ilişki kurarlar. Dolayısıyla kendi kafalarındaki çocuğa uymayan ne varsa ona müdahale etmek isterler. Çocuğun kendi zihinlerindeki çocukla örtüşmemesi onların çocuktan aldığı doyumu azaltır. Oysaki her çocuk kendi potansiyeliyle doğup kendi yaşam yolculuğunu tasarımlama şansını hak eder. Annenin hayali çocuğunun çok iyi bir lisede okuması ise okul hayatı sıkı kontrole tabii olacaktır. Ancak tabiî ki bunun da bedeli vardır. İyi bir liseye gider ama başarılı olma algısı hep ailesi ve çevresi tarafından belirlenecektir.

Günümüz koşullarında çalışan anne olmak annenin işini zorlaştırır. Çünkü bir yandan iş yaşamının getirdiği zorluk ve mücadeleler diğer tarafta evde bıraktıkları çocukları arasında duygusal dengeyi kurmak zordur. Yorgun ve mutsuz bir anne çocuğunu zihninde tutmakta zorlanır. Çocuğunun yanında değildir ama kafasındaki sevgi açığını dengelemek için örneğin kendi başına yatması gereken çocuğu yatağına alır. Onun kendi başına yapması gereken her şeye müdahil olup onun yerine yapar ve rahatlar. Tüm diğer örneklerde olduğu gibi bunun da çocuğun büyümesine ve bireyselleşmesine katkısı olmadığı gibi çocuğun duygusal ve cinsel gelişimini örseleyici etkisi de vardır. Hayatınızın biri tarafından sürekli kontrol altında tutuluyor olma duygusu yaşamın her aşamasında kendine güven duygusuna büyük zarar verir. Hareketleriniz sürekli kontrol altındaysa ve sürekli hayatınıza müdahale ediliyorsa ve siz daha hayatı bilmeyen küçük bir çocuksanız hayatın her zaman bir adım gerisinden gelmeye mecbur kalırsınız. Çünkü anneniz olmadan yaşamla nasıl baş edebileceğinizi deneyimleyemezsiniz. Çocukları kendimize bağımlı kılmadan sevgi ilişkisi içinde olmak çocukların mutluluk içinde gelişmesi için bize bir çeşit emanet edildiklerini kabul etmektir. Kendine bir bebek emanet edilmiş bir bakıcı bu bebeği ailesine geri  vermek zorunda olduğunu bilir. Çocuklarda hayatın bize verdiği emnanettir ve onları hayata vereceğimizi unutmamak gerekir. Çocuk bizden yardım istediği zaman gerek duyduğu yardımı ona ulaştırmaya hazır olduğumuzu bilmelidir ama daha fazlasını değil. Onun işini kendisinin yerine yapmak her şeyine yardım etmek, onu tüm üzüntülerden güçlüklerden korumak onu en değerli şeyinden mahrum etmektir. Doğmakta olan başa çıkabilme potansiyelinden. Annelik kendi ruhsal alanımızı çocuğa sunabilmektir. Dolayısıyla çocuk büyürken anneler için kendi ruh sağlıkları ile ilgili uyanık olmaları başa çıkamadıkları noktada yardım alabilmeleri çocukları için yapabilecekleri en değerli adım olacaktır.

Sayaç