Arda'nın Büyülü "bobo" su

ARDA 'NIN BOBOSU

 Arda'nın evinde yumuşak bir ayıcık vardı. Birçok oyuncağı vardı ama o başkaydı. Bu ayıcık onun “bobo”suydu. Onunla saatlerce oynardı. Kimi zaman ona şefkatle sarılır kimi zamanda kollarını büker evirir çevirirdi. Bobo sanki onun parçasıydı. Bobo olmadan dışarı çıkmak ne demek, hele ki Bobo gittiği yerde kaldıysa kıyamet kopardı. Bobo’suna kimse dokunsun istemezdi.Bobo’nun yerine hiçbir oyuncak konamazdı. Anne ve babası konunun önemini bilir ve gerekeni yaparlardı.

Winnicot çocuğun iç dünyasını anlamamızda çok önemli katkıları olan bir psikanalist ve aynı zamanda çocuk doktorudur. Çocuğun hayatının bir döneminde kimi zaman pufidik ayıcığı kimi zaman yanından ayırmadığı battaniyesinin sadece bir battaniye ya da ayıcık olmadığını, tüm bunların çocuğun gizemli iç dünyasından gerçekler dünyasına açılan alanlar olduğunu söylemiştir.

Biz erişkinler biliyoruz ki kimi zaman aşkla sevgiyle kimi zaman kavga ve öfkeyle dolu bir iç dünyamız var. Arzularımızla, yoksunluklarımızla ve tüm hissettiklerimizle bu dünyada var olmaya çabalıyoruz. Tüm bu içgüdüsel ihtiyaçlarımızın karşısında ise kocaman bir dış dünya ve gerçekler dünyasının getirdiği dış gerçeklikler var. İç dünyamızın bizden istedikleri ile dış dünyanın bizden bekledikleri çoğu zaman birbiriyle uyuşmuyor ve maalesef hiçbir zaman tam bir örtüşme olmayacak. Çünkü zihnimizin bildiğimiz ya da bilmediğimiz her arzusunu dünya önümüze getiriyor olsaydı bu olsa olsa büyüsel olurdu. Şimdi kulağa inanılmaz gelse tüm bebekler böyle bir büyüsel dönemden geçiyorlar. Anne tüm kalbini, zihnini, algılarını, bebeğine verdiğinde bebekte adeta büyüsel bir algı oluşuyor. Bebek ağlıyor meme geliyor ağlıyor altı temizleniyor. Anne adeta bebeğin devamı gibi. Zaten bebek de anneyi bu dönemde kendinden ayıramıyor yani bir ben duygusu henüz ortalarda yok. Nasıl ayırsın içgüdülerinin büyülü kontrolü altında anne. İşte bu yanılsama insanoğlunun en güzel yanılsaması. Burada kendine güvenin, sevilmenin ve istediğini yapabilme gücünün temel çekirdekleri var. Ben olabilmek için bu yanılsamayı yaşamaya çok ihtiyacı var tüm bebeklerin. Burada en önemli olan konu onu besleyen şey sadece anne sütü değil. Annenin duygusal enerjisi aslında onun en temel besin kaynağı. Kitaplardan okunmuş dakikasına kadar hesaplanmış emme saatleri değil bebeğin ihtiyaçlarına duyarlı olmak. Bebekten gelen sinyali doğru yorumlayabilmek ve orada hem fiziksel daha da önemlisi ruhsal olarak hazır olabilmek. O zaman o büyülü yanılsamayı yaşar bebek ve hayata devam için yaşaması da gerekir. Bebek büyüdükçe kaçınılmaz olarak işlerin böyle gitmeyeceği bir gerçek. Durum çok güzel bir yanılsama ama bir yanılsama. Bebek büyüdükçe geliştikçe yavaş yavaş anlıyor ki her ihtiyacı öyle anında karşılanmıyor. Acıktığına yemek geliyor ama tam da o anda değil. Her an anne onun görüş alanında değil. Kısa süreli ayrılıklarla başa çıkabilmesi bekleniyor. İçinden gelen dürtüleri erteleyebilmesi gerekiyor ve anlıyor ki anne onun parçası değil. Anne dışarıda ve o savunmasız ve anneye muhtaç ayrı bir ben. Baştan bu durum çok kaygı verici ama anlıyor ki anne kısa aralıklarla kısa aralıklarla gözden kaybolsa da yeniden geliyor. Bununla yavaş yavaş başa çıkması gerekecek. Diğer taraftan ben olmak keyifli de bir şey, o kadar çok şey var ki ben olmayan ve keşfedilecek. Yani dışarıdaki dünyayı keşifte heyecan da var kaygı da .İşte anne burada hala güvenli bir üs olmaya devam ediyor. Hem bebeğin ben duygusunu geliştirmesine fırsat yaratarak kaygı anlarında var olarak. Önce o yanılsamayı yaratarak sonra da yavaş yavaş yerini gerçeklere bırakarak.
İşte şimdi tam da bu devrede bebek bir nesne keşfeder. Bu nesne her şey olabilir. Bebekliğinde olduğu gibi onun büyüsel denetiminde değildir bu nesne ama anne gibi de kontrol edilemez değildir. Onun yaşam paradoksunu ilk çözme girişimdir aslında. Yani aslında bu nesne iç dünyayla dış dünya arasında bir yerdedir. İşte Wnnicot bu nesnelere geçiş nesnesi der. Nesne bir oyuncak ayıcıksa eğer bu ayıcık bebeğindir ve onun üzerinde hak iddia eder. Bu onun ilk mülkiyetidir. Anne ve babalar bunu kabul ederler. Bu nesne hem içgüdüsel arzularla şefkatle kucaklanır ya da hırpalanır. Ama anne tarafından asla değiştirilemez ya da yerine bir şey konmaz. Anneler babalar bilirler ki konu hassas bir konu ve saygı göstermeleri gerekir ve beklenir. Çünkü onun ruhsal alanının bir parçasıdır bu ayıcık ve önemli bir mevzu olduğu anlaşılmıştır. Geçiş alanı ve bu alana girerken ki ona el veren ilk mülkiyeti bebek için çok değerlidir. Bebek bununla oynayarak aslında düşünme, kurgulama tasarlama ve üretme kapasitesini geliştirecektir. Aynı zamanda onunla iç dünyasındaki duygular üzerinden giden bir ilişki kuracaktır. Ayıcıkla başlayan hikayede ayıcık sessizce kaybolur. Ardından yas tutulmaz. Ama ayıcığın yarattığı alan büyüyerek var olmaya devam eder. İç dünya her zaman dışa açılan kapılar bulacaktır. Bundan sonra bu alanda artık oyun olacaktır. Önce birlikte ama yalnız oyunlar ve daha sonra iki çocuk iç dünyasının birlikte oynadığı oyunlar. Her  zaman arzular ve dünyanın gerçekleri arasındaki paradoks var olmaya devam edecektir. Bununla başa çıkmak için de geçiş alanı yaşam boyu var olmaya devam edecektir. Geçiş alanın ismi kimi zaman sanat kimi zaman kültür ama en çokta oyun olacaktır. Büyüdükçe oyun oynamayı ve bu alanın tadını çıkarmayı bırakmayarak bize sunulan yaşamın hakkını verebiliriz 

Dr.IŞILAY ALTINTAŞ

Sayaç