Donald Winnicot ve Büyümek

DONALD WOODS WINNICOT

Azıcık yasak

Çok çok oyun,

Size yolu gösteren ama eşlik etmekte ısrar etmeyen kibar bir yerli gibi… 

İngiliz nesne ilişkileri okulu psikanaliz tarihinde önemli yer tutar. Bu okul dikkatini dürtüler ve ilgili çatışmalardan ilişkilere nesne ilişkilerine çekmiştir. Burada odak nesne, özelikle ilk nesnesi olan annesidir.

Winnicot çocuk hastalıkları uzmanıdır. Uzun yıllar boyunca Londra'da Paddington Gren Hastanesi'nde çalışmıştır. İngiliz Psikanalitik Birliği'nin başkanlığını yapmıştır. Psikanaliz birliğinde Anna Freud'un ve Melani Klein'ın grubundan bağımsız ayrı bir kliniğin başıdır. Stachey ve Riviere'in analızinden geçmiştir. Melanie Klein tarafından süpervise edilmiştir. Winnicot'un kuramsal üretimi Klein ve Anna Freud arasındaki dinamikten etkilenmiştir. Winnicott psikanalitik bilgiyi topluma yaymak için çok çaba sarfetmiştir. Radyo konuşmaları çok ilgi görmüştür. Anna Freud çocuk terapisinin ilk aşamasında çocukta olumlu aktarım geliştirme adına bazı tekniklerin uygulanmasını savunuyordu. Klein ise bu teknikleri çocuğun doğal saldırganlığının üstünü örtme çabası olarak görüyor ve çok hatalı buluyordu. Klein oyun terapisi ile çocuğun fantezi yaşantılarının ve id-ego ve süperego yapılarının ortaya çıkarılabileceğini savunuyordu. Oysa Anna Freud çocuğun ödipal dönem öncesi serbest çağrışıma uygun olmadığı egonun yeterince oluşmadığı, erotik ve saldırgan itkilerin kontrol edebilecek bir süper ego gelişmediğini öne sürüyordu. Klein Anna Freud'un analist çocuk için hem bir eğitimci hem de taklit edilebilecek nesne olmalıdır görüşüne şiddetle karşı çıkıyordu. Klein'a göre Anna Freud'un tekniği kaba bir yönlendiricilik içeriyordu, oysa kendi tekniği hem en derin duygulara inebilen bir şeyler empoze  etmeyen, olgunun gerçek doğasında anlaşılmasını olası kılan karakterdeydi. Winnicott bu tartışmanın ortasında değişik etkiler altındaydı, ikinci analisti olan riviere koyu bir Klein taraftarıydı. Winnicott aynı zamanda Anna Freud ile hemfikir olarak gerçek dünyanın içsel fanteziler kadar önemli olduğunu, itki kontrolünün gerçek anne babanın terapilere katılımı ile kuvvetlendirilmesi gerektiğini savunuyordu.

Geçiş Nesneleri ve Geçiş Fenomenleri
Winnicot’a göre çocuk başlangıçta bütünleşmemiş zamanda ve mekanda değişik ve dağınık deneyimler yaşar. Bu deneyimler kendiliğin çekirdeklerini oluştururlar. Kendiliğin bütünleşmesi ve gelişmesi anne ile ilişki içinde annenin sağladığı kucaklayıcı çevre sayesinde oluşur. Annenin çocukla ilgili bütünleşmiş tasarımları çocuğun giderek kendi bütünlüğünü kavramasını sağlar. Annenin çocuğun ihtiyaçlarına eşduyumlu yanıtlar vermesi çocuğun tutarlı bir kendilik duygusu geliştirmesinde ve iç dünyasının olgunlaşmasında çok önemli bir ana yol açar. Çocuk eşduyumlu olarak her türlü ihtiyacı karşılandığında kendini her türlü tatminin kaynağı olarak yaşar. Bu tam bir tümgüçlülük deneyimidir. Bu durum kendiliğin sağlıklı gelişmesi açısından büyük önem taşır. Gelecekteki yaşamda dış dünyanın güçlükleri karşısında yıkılmayan bir kendine güven duygusu böyle bir çocuksu tüm güçlülük deneyimine dayanır. Bu ise çocuğun yanılsamasını sanki her şeyi kendi yaratıyormuş hissini veren annenin eş duyumlu yanıtlarına bağlanmıştır. Bir başka nokta çocuğun yalnız olabilme kapasitesinin gelişimidir. Anne sadece çocuğun ihtiyaçlarını eşduyumlu olarak karşılamakta kalmamalı yalnızlık deneyimlerini yersiz uyaranlarla bölmemeli gereksiz uyarıcılık sunmamalıdır. Çocuğun yanılsama anı ve tümgüçlülük duyguları güvenli bir şekilde yerleştikten sonra dereceli bir şekilde yanılsamanın kırılması gerekir. Bu çocuğun tüm güçlülük deneyiminden gerçeklik ilkesine geçiş anlamına gelecektir. İhtiyaçlarıyla her şeyi yaratan o değildir, bir dış dünya ve onun gereklilikleri vardır. Bu geçiş annenin kaçınılmaz ve döneme uygun yetersizlikleri sayesinde olur. Bu aynı zamanda anneden ayrılma, dolayısıyla bireyselleşme anlamına da gelir. Çocuğun tümgüçlülük yanılsamasının annenin yanıtlarıyla sert biçimde engellenmesi ya da erken engellenmesi ciddi psikopatolojik neticeler doğurur. Bu durumdaki çocuk giderek sahte kendilik geliştirecektir.Kendiliğinden ihtiyaç ve taleplerinden vazgeçecek; hızla annenin ve başkalarının taleplerine göre kendini oluşturmaya çalışacaktır. Bu durumda hakiki kendilik gelişmemiş bir nüve olarak sahte kendilik tarafından kuşatılacaktır. Hakiki kendilik kendiliğinden ihtiyaçların, sahte kendilik ise çevrenin sağlamadığı olumlu ortamı sürekli olarak oluşturma aktivitesidir. Winnicott'un geçiş olgusu adın verdiği durum bu çerçevede değerlendirilir. Annesinin verdiği tümgüçlü kontrolün yarattığı yanılsamadan çıkmakta olan çocuk gerçekliğe dönmeden önce annesinin daha doğrusu annesi üzerindeki tümgüçlü kontrolü ikame ettirdiği yeni bir nesne aramaktadır. Bu nesne kimi zaman bir oyuncak ya da ev eşyası gibi şeylerdir. Çocuk bir süre bu nesneyi kendi denetimine alır; bu nesne ile ilgili tüm tasarrufu elinde tutmak ister. Geçiş nesnesi ne çocuk tarafından ne tümgüçlü bir kontrole sahiptir ne de tümüyle egemen olamadığı dış dünyaya aittir. Yani sonuçta geçiş olguları bir ara aşamadır. Tek, benci içsellik ve nesnel gerçeklik arasındaki çatışmadır. Yani insan sürekli, kendi ihtiyaçları çerçevesinde dış dünyayı egemenliği altına almaya çalışırken dış gerçekliği hesaba katmaya zorlanır. Geçiş olguları içsel olanla  dışsal olan, tümgüçlülük ile gerçeklik, mutlak yaratıcılık ve zorunluluk arasındaki parodoksal bir durumdur. Daha sonra değinileceği gibi bir insanın yaratıcı kapasitesi çocuğun oyun gücü ile örtüşür. Oyun ne tamamen içsel ne de büsbütün dış gerçekliğe aittir. Geçiş nesnelerinde kullanılan nesnenin ne olduğundan daha çok onu kullanım tarzı önemli olandır. Bunun kabul edilmesi, tahammül edilmesi ve saygı duyulması önemlidir. Bu durumu çözmek mümkünse de bedeli değer kaybetmesidir. İnsan hayatında huzurlu savaş halinde zengin ya da yoksul bir iç gerçeklik vardır, ancak hem iç gerçekliğin hem de dış dünyanın katkıda  bulunduğu bir ara deneyimleme bölgesi vardır. Bu bebeğin gerçekliği tanıyıp kabul etmesi konusundaki yeteneksizliği ile giderek artan yeteneği arasındaki ara durumdur. Erişkinde ise dış ve iç gerçekliği ayıran ama bağlantı kuran insanı meşgul eden bir işle uğraşan birey için dinlenme yeridir sanat gibi.. Bebekte başparmak emme gibi kendine yönelik erotik bir faaliyeti karmaşıklaştıran şu durumlar vardır; bebek öteki eliyle dışsal bir nesneyi çarşaf ya da battaniyeyi parmaklarıyla birlikte ağzına sokar. Bez parçası bir biçimde tutulup emilir, bu nesneler etrafta neyin kolayca bulunabildiği ve neyin güven verdiğine göre değişir. Yolup biriktirilen yün topakları ile kendini okşama, ya da mırıldanmalar, agucuklar, sesler, ilk konuşma alıştırmaları olabilir, düşünme ve fantezi kurmanın bu işlevsel deneyimlerle bağlantılı olduğu varsayılabilir. Winnicott tüm bunlara geçiş olguları demektedir. Bütün bunlardan bebeğin tam uykuya geçerken kullanmadan edemediği ve endişeye özellikle depresif türden bir endişeye karşı savunma niteliği taşır. Bu bir battaniye olabildiği gibi sözcük ezgi,özel bir davranış yada konuşma tarzı olabilir.Bu nesne önemli olmayı sürdürür.Anne ve babada bu nesnenin bebek için taşıdığı değeri fark edip bir yere giderken yanlarında götürürler. Anne nesnenin kirlenmesine ve kokmasına aldırmaz,çünkü yıkanırsa ya da saklanırsa bebeğin deneyiminin sürekliliğinde kopuşa yol açacağını ve bu kopuşun ise nesnenin bebek için taşıdığı anlam ve değeri ortadan kaldıracağını bilir. Geçiş olguları 4-6 8 ve 12 aylar arasında görülmeye başlanır.Bebeklikte yerleşen kalıplar çocuklukta da sürebilir,başlangıçtaki yumuşak nesne bebek uykuya dalarken yada yalnız kaldığında yada sıkıntıyla baş etmesi gereken durumlarda gerekli olmayı sürdürebilir.Normalde ilgi alanı genişler ve kendiliğinden bu geçiş nesneleri bırakılır.İlk yıllarda belli bir nesneye ve davranış kalıbına duyulan bu ihtiyaç sonraki yaşlarda çocuk yoksunluk tehdidi ile karşılaştığında yeniden ortaya çıkabilir. 

Geçiş nesnesinin yani ilk ben olmayan şeyin kullanımı açısından oğlanlar ve kızlar arasında fark yoktur. Nesne kızlarda daha yumuşak erkeklerde daha sert cisimler olabilir. Bazen annesin kendisi dışında hiçbir geçiş nesnesi olmayabilir. Diğer taraftan bazı bebekler duygusal gelişimi sırasında o kadar örselenmiştir ki geçiş durumu yaşamaz ya da kullanılan nesnenin sürekliliği bozulur. Özet olarak; bebek nesne üzerinde belli haklar talep eder, biz de bu talebi kabul ederiz. Nesne şefkatle kucaklanır, coşkuyla sevilir ya da kızılır. Nesne bebek tarafından değiştirilmedikçe asla değiştirilmemelidir. Nesne içgüdüsel sevgiye olduğu kadar nefrete de tahammül edebilmelidir. Nesne bebeğe kendisine ait sıcaklık yayıyormuş, hareket ediyormuş gibi bir canlılığa gerçekliğe sahip olduğunu gösteren bir şey yapıyormuş gibi görünür. Bize göre dışarıdan gelir ama bebeğe göre içeriden gelir ama varsanı da değildir. Nesnenin kaderi kendine yapılan yatırımın yavaş yavaş geri çekilmesidir. Unutulmaz, ardından yas tutulmaz sadece anlamını kaybeder. Bunun nedeni geçiş olgusunun dağılması, iç ruhsal gerçeklik ile iki kişi tarafından ortak algılanan dış dünya arasındaki ara bölgeye yani kültürel alana yayılmasıdır.

Geçiş Nesnesinin Simgecilikle İlişkisi
Geçiş nesnesinin meme gibi kısmi bir nesneyi simgelediği doğrudur ancak burada önemli olan nesnenin simgesel değerinden çok fiili varlığıdır. Gerçek olmasına rağmen anne ya da meme olmaması memenin yerine geçmesi kadar önemlidir. Simgecilik aşamasında bebek fantezi ile gerçeği, iç ve dış nesneleri, içsel yaratıcılık ile algıyı zaten net bir şekilde ayırır. Ancak geçiş nesnesi terimi farklılık ve benzerliği kabul edecek hale gelme sürecine yol açar. Geçiş nesnesine ait bilgi almak çocuğun erken yaştaki özelliklerin hatırlanmasında ve diğer çocuklarla karşılaştırılmasına imkan sağlar. Bu bilgi çoğunlukla çocuğun kendisinden de alınabilir, çocuk bunu anlatırken sanki gerçeklik duygusundan yoksunmuş gibi konuşması dikkat çekicidir 

İçsel Nesne ile İlişki
Geçiş nesnesinin bir içsel nesne değil ama bebek için dışsal bir nesne de olmadığı söylenmişti. Bebek içsel nesne canlı gerçek ve yeterince iyi olduğunda bir geçiş nesnesi elde edebilir. Ama bu içsel nesnenin niteliği dışsal nesnenin yani annenin varlığına canlılığına ve davranışlarına bağlıdır. Dışsal nesnenin yani annenin yetersizliği sürdüğünde içsel nesne bebek için anlamını yitirir. İşte o zaman geçiş nesnesi anlamsızlaşır yani geçiş nesnesi dışsal memenin yani annenin yerine geçebilir ama bunu dolaylı olarak içsel memenin yerine geçerek yapar. Ortada yeterince iyi anne olmadığı müddetçe haz ilkesinden gerçeklik ilkesine geçmesi ya da birincil örselenmeyi gerçekleştirip onu aşması mümkün olmaz. Çocuk bakımı zekaya ya da düşünsel aydınlanmaya değil kendini adamışlığa bağlıdır. Yeterince iyi anne başlangıçta neredeyse yüzde yüz uyum göstererek bebekte kendi memesinin onun bir parçası yanılsamasını doğmasına  fırsat bırakır. Meme adeta çocuğun büyülü denetimi altındadır, aynı zaman da çocuğun sakin zamanlarına da fırsat bırakır, tecavüz etmez, annenin nihai görevi bu yanılsamadan yavaş yavaş kurtarmaktır. Ama başlangıçta fırsat vermezse bunu başaramaz. Zamanla bebeğin annenin yetersizlikleri ile başa çıkma yeteneği artmasıyla birlikte daha az uyumsuzluk gösterir. Bebek tekrar yoluyla hayal kırıklığının bir sınırı olduğunu anlar ama süre başlangıçta kısa olmalıdır. Süreç duygusu gelişmesi, zihinsel faaliyetler başlaması, hatırlama, yeniden yaşama, fantezi kurma düşleme geçmiş bugün ve geleceği bütün olarak algılama ile bu durumla  başa çıkar. Anneden ayrılığın olduğu durumlarda bebekte hemen bir değişim olmaz. Çünkü bebeğin annesine ait bir anısı zihinsel bir imgesi, içsel bir temsili vardır ve belli süre varlığını sürdürür. Eğer bu kişi saatler –günlerle ölçülen belli süreden fazla uzakta kalırsa o zaman anısı ve içsel temsili solup gider. Bu arada geçiş olguları yavaş yavaş anlamsızlaşır ve bebek onları yaşayamayacak hale gelir. Yatırımın nesneden yavaş yavaş çekildiğini izleyebiliriz. Bazen kayıptan hemen önce geçiş nesnesinin abartılı olarak kullanıldığını görebiliriz. Bu ayrılık tehdidiyle başa çıkma çabasıdır. Parodoksun çözümü yetişkinlikte gerçek ya da sahte kendilik örgütlenmesi olarak görünebilecek savunma örgütlenmesine yol açar. Gerçekliği kabul etme işi hiçbir zaman tamamlanamaz. Hiçbir insan iç ve dış gerçekliği birbiriyle ilişkilendirme geriliminden kurtulmuş değildir. Bu imkanı sağlayan sorgulanmayan bir ara deneyim bölgesidir GEÇİŞ ALANI.Bu da sanat din ya da kendini oyun oynarken kaybeden çocuğun alanıyla doğrudan bağlantılıdır.

Oyun
Winnicott'a göre oyun tıpkı geçiş nesnesi gibi ne tam bir içsel gerçeklik ne de dışsal gerçeklik ile ilgili bir meseledir. Oyun ne tam iç dünyaya ait ne de tamamen dış dünyanın taklididir. Bebek geçiş nesnesini kullandığında yani ilk ben olmayan şeyi kullandığında çocuğun ilk kez simge kullanımına hem de ilk oyun deneyimine tanıklık ederiz.

Winnicott;'un oyun kuramında;

  1. Bebek ve anne iç içe geçmişlerdir (Omnipotans)
  2. Nesne reddedilir yeniden kabul edilir ve nesnel olarak algılanır
  3. Nesne bu kimisi ayrılığın altından hakkıyla kalkabildiğinde ruhsal güçlerin tüm güçlülüğü ile gerçek olan üzerindeki denetimi arasında birlikteliğe dayanan deneyimler yaşar

Anneye duyulan güven bir ara oyun alanı yatar. Bebek tümgüçlülüğü belli ölçüde yaşadığı için büyü fikri buradan çıkar, oyun alanı anne ile bebek arasında yer alan anne ve bebeği birleştiren potansiyel bir alandır. Oyunun esası her zaman kişisel ruhsal gerçeklik ile gerçek nesnelerin denetlenmesi deneyimi arasındaki etkileşimin iktidarsızlığıdır. Sonraki aşamada çocuk güvenilir kişiye ulaşabileceği ara ara unutsa bile hatırladığı zamanlarda ona yine ulaşabileceği varsayımıyla oynar. Daha sonra her iki oyun alanını örtüşmesine izin verir ve bu örtüşmeden hoşlanma aşamasına gelir. Bebek ilk anne ile oynar. Bebeklerin oyuna kendilerine ait olmayan fikirlerin sokulmasından hoşlanma ya da hoşlanmama kapasiteleri vardır. Öğretmen çocuğu zenginleştirmeyi amaçlar. Terapist ise daha çok çocuğun kendi büyüme süreçleriyle ve gelişmenin önünü tıkadıkları anlaşılan engellerin ortadan kaldırılmasıyla ilgilenir. Oyunun kendisinin bir psikoterapi olduğu unutulmamalıdır. Çocuğun oyun oynayabilecek hale gelmesinin kendisi evrensel bir psikoterapidir. Oyuna karşı pozitif toplumsal tavır takınmak toplumsal olarak buna dahildir. Toplum oyun oynamanın her zaman korkutucu olma ihtimalini de hesaba katmış ve kurallı oyunlar örgütlemiştir. Oyunda en önemli an çocuğun kendi kendini şaşırttığı andır. Psikoterapiyi de iki kişi arasında oynanan bir oyun olarak düşünebiliriz.Yani önemli olan zekice yapılmış olan bir yorum anı değildir.

Özetlersek;

Oyun ne içeride ne dışarıdadır. Çocuk oyun alanına dış gerçeklikten nesneler ya da olgular taşır ve bunları kendi içsel ya da kişisel gerçeklikten gelen bir örneğe hizmet edecek şekilde kullanır. Somut dünya soyut özelliklere bürünür ve çocuğun kişisel tarihinin parçası haline gelir. Geçiş olgularından oynamaya, oynamadan başkalarıyla oynamaya, buradan da kültürel deneyime giden dolaysız bir gelişim söz konusudur. Oyun bedenle ilgilidir; oyunda nesneler kullanılır. Bazı yoğun ilgi türleri bedensel uyarımın belli yönleriyle bağlantılıdır. Oyun doğası gereği heyecan verici ve iktidarsız bir şeydir. Bu iç güdülerden dolayı değil, içsel algılananla nesnel algılanan arasındaki gerçekleşen etkileşimle ilgili iktidarsızlıktır ve oyunun mış …gibi özelliği buradan gelir. Oyun oynayabilme bir kapasitedir;oyun oynamamaya göre bir üst durumdur, oyunla gerçekliği ayırma bunun da üstünde bir durumdur. Psikoterapi ve psikanaliz oyun oynamanın insanın kendisiyle ve başkalarıyla iletişim kurmasına hizmet eden oyunun çok özel bir durumu olarak gelişmiştir,

 Winnicott'a göre kendilik duygusu kucaklayıcı çevre içinde olgunlaşır. Anne hem nesne annedir iç güdüsel ekonominin nihai hedefidir, içgüdü oku hep o nihai hedefi vurmayı amaçlar, cinsellik ve saldırganlık içgüdülerinin adresi olan annedir, gerilimi azaltacak doyum onda saklıdır. Anne hem de çevre annedir. Çocuğun gelişim sürecinde ona güvenli ortamı yaratandır. Onun gelişim serüvenini kolaylaştıran olgunlaşmasını destekleyendir. Güvenli bağlanmayı bu iki güdülenmenin dengede olduğu bir durumun sonucu olarak varsayabiliriz. Sevgi kavramı; çevre annenin,aşk ve şehvet nesne annenin tekelindedir. İçgüdüler nesneye aşık eder. Çevre anne kucaklayıcıdır ama sınır tanımaz yakınlıkta değildir, çocuğun var oluşunun kıyısında durur ve çocukla optimum dansını yapar. Bu dans daha önce söylediğimiz gibi onu yalnız hissettirmeyecek içselleştirmedir. Aynı zamanda ona tecavüz etmeyecek onun yanında yalnızlığını yaşamasına izin verecektir. Çevre annenin onda yarattığı güven ve güzellik onun dış dünya ilişkisindeki yaratıcılık esneklik ve mizah ve uyumun kaynağıdır. Bu aynı zamanda ilişkiye girilen “öteki” karı koca ilişkisinde görebiliriz. 
Eş; nesne eş olduğunda orada şiddet ve tutkunun fazlalığından 
Çevre eş; olduğunda iktidarsızlıktan söz edebiliriz.
Optimal bir ilişki nesne ve çevrenin özelliklerinin iki kutupta olduğu sinerjide yatar. Bu yolculuk geçiş alanında gerçekleşir. Sadece onu kuran ve oynayan oyuncuların bildikleri düşlemleri ve ikilemlerini barındır. Bu bir boks maçı gibidir ;ringte sertlik vardır ama soyunma odasında ağrıyan yerlere masaj yapılır.

Benceris aşk söyleminden parçalar,

Sana arzunun nerede olduğunu göstermek için azıcık yasaklamam yeter..(ödipal yasak)

Orada yanında olmamı ama kendini azıcık serbest bırakmamı ister.

Esnek bazı bazı uzaklaşarak ama yakında kalarak 

Tıpkı kendisi dikiş dikerken çocuğu çevresinde oynayan yeterince iyi anne gibi….  

Azıcık yasak

Çok çok oyun,

Size yolu gösteren ama eşlik etmekte ısrar etmeyen kibar bir yerli gibi…

 

Dr. Işılay ALTINTAŞ

Sayaç