Hayata Pasif Duran Çocuk

 Ne için yaşadığınızı bilmediğiniz zaman öylesine günü gününe yaşayıp gidersiniz. Gün bitip gece inince memnun olup uykuya dalarken bugün neden yaşadığınızı ve ertesi gün neden yaşayacağınız sorusunu aklınıza bile getirmezsiniz.

Gonçarov

Çocukluk yılları deyince insanın aklına ilk gelen canlılık ve hareket oluyor. Heyecanlı meraklı bir keşfediş haliyle yeniliğin getirdiği korkuların birlikte yolculuğu diyebiliriz çocukluk için. Zengin ve büyülü bir hayal gücünden başlayan yolculuğa yavaş yavaş gerçekler dünyasının beklentileri ve sorumlulukları da eklenmeye başladıkça çocuk anlamaya başlar ki hayatta çeşitli yollar var ve o da kendine ait bir yol bulmak zorunda. Bir yandan arzu ve isteklerinin sesi diğer taraftan ailesi ve içinde yaşadığı toplumun beklentileri arasında en güzeli de bu yolun kendine has bir yol olmasıdır. Harekete geçebilmek öncelikle bir şeyleri arzu edebilmekten geçiyor. Biz yetişkinler biliyoruz ki gerçekler dünyasında arzu etmek sadece bir adım. Ama arzulara giden yolda çaba, sabır, uygun kararlar ve bu kararlar ile ilgili uygun düzenlemeler yapabilmeyi gerektiriyor. Tam bu noktada biyolojik olarak baktığımızda beynimizin yürütücü fonksiyonlar dediğimiz bir takım dikkat, bellek, planlama, organizasyon, motivasyon, zaman düzenlemesi ve hareketliliğin organize edilmesi gibi çok önemli görevlerini yerine getiren bölgelerinin sorumluluğu altında. Yani bu bölgelerin çalışmasıyla ilgili işler yolundaysa teorik olarak hayal etmek ve harekete geçmekle ilgili biyolojik bir engel yok. Diğer taraftan insan biyolojik olduğu kadar ruhsal bir varlıktır. Kendiyle ve yaşamla kurduğu ilişkide duyguları vardır. Hayal etmek ve eyleme geçmek bir taraftan keyifli diğer taraftan da her türlü belirsizlikle ilgili korkuları da birlikte getiriyor. Yani  hareket değişimi, değişimde beraberinde değişimle ilgili korku ve dirençleri de birlikte getirir.

Eylemsizlik ya da “hiperpasiflik” denildiğinde harekete geçmek ile ilgili dirençleri açmakta fayda var. İşin öncelikle biyolojik yönüne baktığımızda yürütücü fonksiyonlar ile ilgili hertürlü sorun hedefe yönelik harekete geçmek üzerine bir engeldir.Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu temel olarak yürütücü işlevler ile ilgili bir bozukluktur. Bu hastalığın bir kutbunda amaçsız dürtüsel bir hareketlilik varken diğer kutbunda aslında hareketlililiğin tam da tersi bir ağırlık ve harekete geçememe hali bulunabilir. Bu çocuklara baktığımızda özelikle hiperaktivitenin eşlik etmediği dikkat eksikliği yaşayan çocuklarda bir yavaşlık bir ağırlık fark ederiz. Çok kısa sürede bitmesi beklenen her türlü eylem dakikalar hatta saatler alabilir. Özünde motivasyonel sistemle ilgili de zorluklar olduğundan bu çocukların bir şeylere motive olması zordur. Motive oldukları eylemler içinde ise olay karmaşıklaştıkça gereken düzenlemeyi yapamadıklarından çok çabuk vazgeçerler. Kimi zaman on beş dakikada bitecek bir ödev için saatlerce masanın başında kalan çocuklar görürürüz. Aileler bu çocukların aslında çok çalışıp gayret gösterdiklerini düşünürler ama aslında o sürede çocuk ruhen başka yerlerdedir. Yani çocuk zihinsel olarak harekete geçemez. Bu çocuklar çocukluğun getirdiği canlılıktan uzak, daha ağır dalgın ve dağınık görünürler. Dışarıdan bakıldığında ise çok uyumlu çocuklardır ve bu çocukların büyük çoğunluğunu kızlar teşkil eder. Öğretmenlere sorduğumuzda sessiz sakin sorunsuz olarak tanımlanırlar. Hatta yardım arayışıyla gelen aileler aslında biz çocuğumuzdan çok memnunuz diye söze başlarlar. Buradaki en önemli şey sorunu aile ve toplumun değil  çocuğun yaşıyor olduğudur. Bu sorunla klinikle başvuran kızların sayısına baktığımızda toplumun özelikle kızlardan beklentisinin de bu çocukları ne kadar  aslında “görmüyor” olduğumuza dair  önemli bir başlıktır. Bu çocukların da hayalleri arzuları vardır ve arzuların önündeki engelleri kaldırmakta bir o kadar önemli olacaktır.

İşin ruhsal tarafına baktığımızda ise her arzu korkuyu da birlikte getirir. Herhangi bir eylem öncesi korkunuz varsa eğer aslında iki yol vardır önünüzde. Arzunuzu tartıp korkuyla başa çıkma yolları geliştirmek sağlıklı olan yolken korku uyandıran eylemlerden kaçınmak uzak durmak, yani arzuların karşısında pasif kalmak maalesef bir diğer yoldur. Korku hareketin elini ayağını bağlar. Bu korku bir işi mükemmel yapmak ile ilgili bir endişe ise eyleme başlayamamak, bu korku insanların kendiyle ilgili düşünceleriyle ilgiliyse insan ilişkilerinde harekete geçememekle ilgili olabileceği gibi bu başlık sonsuz sayıda genişletilebilir. Korku arzunun karşısında ağır bastığında yaşamın sunacaklarıyla yetinmekten yani bir nevi izleyici konumu almaktan başka çok da yapacak bir şey olmaz. Burada önemli noktalardan bir diğeri ise arzunun kime ait bir arzu olduğudur. Anne babaları çocukların kahramanlarıdır. Anne babanın çocuğun hayatıyla ilgili beklentileri hayalleri olması kadar anlaşılabilir bir şey olamaz. Ancak anne babaların en önemli görevi çocuğun hayat yolculuğunda kendi yolunu bulmasında iyi bir koruyucu yol gösterici rehber ve yol arkadaşı olabilmektir. Tamamen kendi arzuları ve  beklentileriyle çocuğun hayatına bakmak çocuğun kendi yolunu bulma isteğine engel  olacaktır. Kimse kendi istemediği yoldan heyecanla harekete geçemez. Burada ailelerle birlikte toplumunda hızla nasıl değiştiğini ve aslında “hızlandığını” düşünecek olursak çocukların bu hıza adapte olması da kolay olmasa gerek. Başarı ve yarış odaklı eğitim sistemleri içinde yetişen çocuktan bazen varoluşunun üzerinde bir hareket beklediğimizi ve bunun çocuklar için ne kadar zorlayıcı olabildiğinide unutmamak gerekir. Yapabilme gücünün sürekli ölçümüne tabii tutulan yeni kuşakta hayal gücünün zenginliğinden gelen yakıt harekete geçemiyor. Anlamın peşini bırakmayalım ki çocuk kendi için anlamlı olan şeylerin peşine düşebilsin.

Dr. Işılay ALTINTAŞ

Sayaç