Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB)

 Obsesif Kompulsif Bozukluk

Obsesif kompulsif bozukluk belirgin sıkıntı ve işlev kaybına yol açan tekrarlayıcı obsesyonlar ve kompulsiyonlarla karakterize bir psikiyatrik bozukluktur. Genel popülasyondaki görülme sıklığı %2-3 arasındadır. Bugün önceki tahminlerin aksine çocuklarda ve ergenlerde de sık görüldüğü bilinmektedir. Yapılan araştırmalarda OKB'li erişkinlerin 1/3-1/2 sinde hastalığın çocuk ve ergenlikte başladığı saptanmıştır. Çocuk ve ergenlerde bu bozukluk tanısı yeterli ölçüde konulamamaktadır. Flament'in yaptığı epidemiyolojik çalışmada profesyonel takip altındaki çocuklarda bile her 18 çocuktan 4 tanesinde belirtiler fark edilmemekte ve bir tanesinde tanı atlanmaktadır ve aslında bilinenden çok daha sık görüldüğü düşünülmektedir.

Bu OKB'ye bağlı çocuğun ya da ergenin adeta ızdırap veren engelleyemediği ama söylemesi çok zor düşüncelerini gizleme eğilimi buna bir sebep olabilirken, çocuğun bu düşünceleri ya da davranışları normal kabul etmesi yani bu konudaki içgörü azlığı da tedavi başvurusunu geciktirmektedir. Ayrıca bazı klinisyen ve pediatristlerin bu semptomların normal bir reaksiyon olarak aileyi yanlış yönde bilgilendirdikleri yapılan araştırmalarda gözlenmiştir. Ailelerin OKB semptomlarına yanıtları kritiktir. Çeşitli yaygın yanıt paternleri çocukluk OKB'sinin değerlendirilmesinde ve tedavisinde gecikmelere sebep olabilir. Bununla birlikte hastalar semptomların içeriği hakkında ağzı sıkı olabilir ve belirtileri limitli olarak söyleyebilseler de ciddi bozulmalar nadiren ailelerden saklanır. Aileler tedaviye yanlış bir başa çıkma yolu olarak eğer herkes çocuğun bu semptomlarına razı olur ve yardımcı olursa semptomların ortadan kalkabileceğini düşünürler. Bu şekilde yaklaşan bir aile çocuğun kaygısını azaltmakta etkili olamaz. Örneğin ellerinin temiz olup olmadığı konusunda defalarca yanıtlanan sorular çocuğu kısa süre rahatlatsa da belirtileri artırmaktan başka bir işe yaramaz. Bunun sonucu olarak da pek çok aile kendilerini bu ritüellerden kurtarmakta zorluk yaşar. Aile çocuğun isteklerinin ciddi bir rahatsızlığın parçası olduğunu anlamayabilir. Buna ek olarak aileler çocuğun istekleri düşünce ve davranışları kimi zaman komik ya da gereksiz olduğundan bu düşüncelerin sadece gelişimsel bir faz olduğu şeklinde yanlış bir inanışa girebilirler. Ciddi sıkıntı yaratmayan yine de çocuğun hayatında var olan obsesyon ve kompulsiyon benzeri davranışları semptom olarak kabul etmeyip minimize edebilirler çünkü biricik çocuklarının düşünce ve davranışlarındaki kontrolü kaybettiklerini ve hasta olduklarını öğrenmek aileler için acı ve korku dolu bir andır.

Obsesyonların özeliklerine bakalım;

  1. Obsesyon denildiğinde tanımı gereği kişi istemeden gelen ve kişide sıkıntı yaratan uygunsuz düşünceler aklımıza gelir. Diğer taraftan obsesyonlar sadece düşünce olmak zorunda değildir. İstemeden gözünün önüne gelen görüntüler düşlemler ya da dürtüler şeklinde de kendilerini ifade edebilirler.
  2. Düşünce, dürtü ve düşlemler sadece gerçek yaşam olayları hakkında duyulan aşırı üzüntüler değildir.
  3. Bu düşünceler çoğu zaman kişinin kabul edemeyeceği çoğu zaman mantısız ya da gerçekliği olmayan ya da olma olasılığı çok düşük olan düşüncelerdir. (Üç kere masaya vurmazsam sınavım kötü geçecek)
  4. Kişi bu dürtülerine önem vermemeye ya da bunları baskılamaya çalışır. Ancak bu düşünceleri istemli olarak baskılaması çok zordur. Bu düşüncelerin verdiği sıkıntıdan kurtulmak için kimi zaman başka bir düşünceyle kimi zaman çeşitli davranışlar yaparak yaşadığı sıkıntıyı azaltmaya çalışır.
  5. Kişi obsesif düşünce, dürtü ya da düşlemlerini kendi zihninin ürünü gibi görür.

Kompulsiyonlar;

  1. Kişinin obsesyona bir tepki olarak ya da katı bir biçimde uygulanması gereken kurallara göre yaptığı yineleyici davranışlar olarak düşünülebilir. Bunun mutlaka bir hareket olması gerekmez. Kimi zaman zihninden geçirdiği bir takım tekrarlayıcı düşünceler ya da sözcükler de olabilir.
  2. Davranışlar ve zihinsel eylemler sıkıntıdan kurtulmaya ya da var olan sıkıntıyı azaltmaya yada korku yaratan durum ve olaylardan korunmaya yöneliktir. Ancak bu davranışlar ve zihinsel eylemler korunulması tasarlanan şeyle (hayali bir tehlike, olmaması istenen yaşam olayları) gerçekçi biçimde ilşkili değildir ya da çok aşırıdır.

Bu bozukluğun gidişi sırasında kişi obsesyon ve kompulsiyonların aşırı ve anlamsız olduğunu kabul eder. Ancak küçük çocukların gelişimde yaşam olaylarını gerçekçi perspektifte değerlendirme yetileri gelişmemiş olduğundan yaptıkları hareketlerin onları tehlikeden gerçekten koruduğuna inanabilirler. Erişkinler ise çoğu zaman bu düşüncelerin saçma ya da gerçek dışı olduğunu bilir ancak yaşadığı sıkıntı o kadar yoğundur ki kendini yapmaktan alıkoyamaz. Obsesyon ve kompulsiyonlar hemen her zaman belirgin sıkıntıya sebep olur. Tanı koyulabilmesi için günde 1 saatten fazla zaman alması ve kişinin işlevselliğini, sosyal ilişkilerini okul ve akademik durumunu bozması önemlidir. Bazı çocuklar yaşa bağımlı obsesif kompulsif davranışlar sergileyebilirler. Yatmadan önce özenlice ve kurala bağlı yapılan yatak ritüelleri gibi. Bu gibi davranışlar kendi gelişimsel dönemi içinde çocuğun kendi hayatına egemenlik kurma ve kontrol ihtiyacı içerisinde anlaşılmalıdır. Bunlar sıklıkla orta çocukluk döneminde başlar giderek koleksiyon hobiler ve spesifik ilgi alanlarına kayar. Klinik olarak OKB'den çok zaman almaması ve yapılmadığı taktirde çok sıkıntı yaşanmamasıyla ayrılabilir. Obsesyonlar ve kompulsiyonlar insan beyni ve vücuduyla sınırlandırılamayacak kadar çeşitlilik gösterebilir. Tipik görülme paterni obsesyon ve kompulsiyonların birlikte deneyimlenmesidir. Ancak küçük çocuklar obsesyonları tanımlayamayabilirler ve belli hareketleri tekrar yapmadıkları taktirde yaşadıkları sıkıntıyı ifade edebilirler.

Adölesan çalışmalarında obsesyonların en yaygın kategorilerine bakacak olursak;

Bir kişi kirli olduğunu ve bu kiri her yere bulaştırdığını düşünebilir ve tekrar tekrar el yıkayabilir. Saatlerce banyoda kalabilir. Bu uzun süreler vakit alan temizlik ritüellerine rağmen yine de kendini rahatlatamayabilir. Buna sürekli temiz kalmakla ilgili önlemler alma eklenebilir. Okul sırasını defalarca silebilir ya da ellerinde kolonyayla gezebilirler. Temiz olup olmama sınırını yine kendilerine göre belirleyebilirler. (Örneğin önce kağıtla musluk açılacak ve 4 kez sağ el dört kez sol el yıkanacak ve musluk belli şekilde temizlenecek) Benzer şekilde mikrop kapmak, hasta olmakla ilgili korkular kişileri aşırı ve hayali önlemler almaya zorlayabilir. Bu düşünceler çocuğu o kadar sıkıntıya sokar ki sürekli ailelerinden bir şey olmayacağı ile ilgili onay almak isterler. Aslında sürekli onay almak da bir çeşit rahatlamaya yönelik kompulsif davranıştır. Diğer sık gördüğümüz özellik kusursuz olma ile ilgili takıntıdır. Herşeyin eksiksiz olması ile o kadar meşgüldür ki yapılması gereken iş yapılamaz hale gelir. Örneğin sürekli çirkin yazdığını düşünen çocuk defalarca silip yeniden yazmaya çalışabilir. Simetri takıntıları kişiyi ve özelikle çevresini sıkıntıya sokabilir. Kitapları defterleri kalemi, duvardaki tablo yerdeki halı simetrik olmalıdır. Onlar kafasında istediği şekle girmezse yaşadığı sıkıntı onları düzeltene kadar geçmez. Özelikle ergenlik dönemiyle gençleri çok zorlayan düşünceler dinle ve cinsellikle ilgili konulardır. Dinle ve Tanrı ile ilgili akla gelmeyecek ya da ifade edilemez düşünceler çocukta yoğun acı ve suçluluk duyguları verir. Cinsellikle ilgili düşünceler kimi zaman engelleyemediği görüntüler yoğun bir sıkıntıyla çocuğun hayatla ilişkisini bozar. Emin olamama halinden duyulan sıkıntı onları tekrar tekrar kontrol etmeye sevkedebilir. Defterler alındı mı, doğal gaz kapatıldı mı diye defalarca kontrol edilse de yine kontrol etmekten kendini alamaz. Örneğin eğer elimi üç kere şaklatmazsam annem ölecek diye düşünen bir çocuk bu düşünceyle başa çıkmak için bu düşünce her geldiğinde üç kere elini şaklatmak zorunda hissedecektir. Bu şekilde hayali olarak annesini koruduğunu düşünür. Aslında bu düşünceler gerçekleşmesin diye yapılan her türlü davranışın (ki bu davranışlar çok çeşitli olabilir) onları bu düşüncelerin gerçekleşmesine karşı koruduğuna inanır. Aslında tersi daha da doğrudur. Bu hareketleri yapmazsa bu düşüncelerin gerçekleşmesine fırsat vermiş olacağı ve gerçekleşmesindeki sorumluluğun kendisinin olacağı ana problemdir. Yani düşünceler aslında, “gerçek eylemler” gibi kabul edilip kompulsiyonlarla onları baskılar. Bu durumun altında yatan duygu aşırı sorumluluk duygusudur. Kendisi bir şeyleri engelleyebilir ve kontrolü kaybetmemelidir. Kontrolünü kaybediyor olma duygusu o kadar sık ve zorlayıcı yaşanır ki ellerini tekrar tekrar temizliyor olmak onda kontrolün kendisinde olduğu rahatlama duygusunu getirir bir taraftan. Mikrop kaparsa ölebilir ve her şey mikroplu olabilir ama en azından defalarca el yıkayarak bu durumu bir ölçüde engellemek onun elindedir. Ama sıkıntı şu ki hiç kimse ellerini sıraya dokunduğu için mikrop kapıp ölmez aslında. Kendisi bu düşüncenin esiri altındadır ve düşünce gerçek kabul edilir. OKB'li çocuklar diğer klinik popülasyona göre daha selektif olarak zarar görürler. Akademik başarı ve öğrenimle ilgili diğer alanlardaki fonksiyonellik sıklıkla korunmasına rağmen yaşıt ilişkilerinin kalitesi sıklıkla değişkendir. Annesine bir şey olacağı bir düşünceyken bunu bir gerçek olarak kabul edip bunu uygunsuz tekrarlayıcı hareketlerle engellemeye çalışır. Evet sevdiğimiz insanların başlarına kötü şeyler gelebileceği düşüncesi herkesin aklına gelebilir ama insanlar sürekli bu duyguyla yaşamazlar. Ama OKB'li bir çocuğun aklına gelirse bu düşünce gerçek kabul edilir. Sorumluluk duygusu o kadar fazladır ki eğer bu düşüncenin gerçek olmasını engellemekte ona düşen herhangi bir kompulsif hareket (örn: içinden 50 kere bazı belli kelimeler söylemek) yapılır. Çünkü yapmazsa ve az da olsa bir ihtimalle düşüncesi gerçek olursa yaşayacağı suçluluk çok daha başa çıkılamazdır. Hatta buna kendi sebep olmuştur. Bu düşünce sınıfta geldiğinde zihin sadece bu düşüncelerle meşgul olduğundan ders dinlenemez. Her şeyden öte çocuk ve ergen çok acı verici şekilde yaşanır. Herkesin aklından OKB yaşayan çocuk ve ergenlere çok benzer kabul edilmesi zor bir çok benzer düşünce geçer yaşam içinde. Ancak OKB yaşamayan kişiler bu düşünceleri gündeme almazken OKB yaşayan kişiler bu aslında gelip geçmesine izin verilmesi gereken düşünceleri dikkate alır ve yaşadıkları korku ve sıkıntıyla sorgulamadan doğru kabul edip baskılayıcı davranışlara başlarlar. OCB tanısı koyarken nereden sınırlandırılacağı önemlidir. Bir yanda çocuklar ve adölesanlar iyi bir fonksiyonellik ve relatifte olsa hayatlarına iyi adapte olmuş görünürler. Okul başarıları iyidir ve kendilerinden bekleneni yapan uyumlu çocuklardır. Bununla birlikte şiddetli semptomlar hastayı ve ailesini tamamen kuşatır. Yıkama ritüelleri uzun süren çocuğun elleri sabundan yıpranabilir ve dermatolojik hasar meydana gelebilir. Sayma ve düzenleme kompulsiyonları günün yarısını işgal edebilir ve aktiviteleri tamamlamaya engel olur. Tekrarlayıcı ritüeller geceden erken sabaha kadar devam edebilir ve uyku süresini birkaç saat kısaltabilir. Kontrol ve temizlik ritüelleri fiziksel yaralanma, cilt laserasyonları, ülser ve kimyasal yaralanmalara sebep olabilir.


OKB tanısı alan çocuk ve ergenleri inceleyen uzunlamasına araştırmalar göstermiş ki belirtiler zaman içerisinde değişiyor. Kişiler hastalığın gidişi boyunca tek bir belirti kümesine ait değiller. OKB çalışmalarının önemli bir kısmının yönünü bu spesifik alt tipleri belirlemeye çabasına kaydığını görüyoruz. Bu alt tiplerden biri de hastalığın başlangıç yaşı esas alınarak ortaya konulmaya çalışılmış. Çocuk ve ergen OKB olgularının erişkin olgulara göre farklılıklar taşıdığı belirlenmiş. Son dönemlerde ise hastalığın erken yaşta başladığı erişkinlerle geç yaş döneminde başladığı erişkinleri karşılaştıran çalışmalar yapılmaya ve farklılıklar bulunmaya başlanmış.

Şimdi çocuk ve ergenlerde hastalığın ne gibi özelikler taşıdığına, erişkinlerle karşılaştırmalı olarak bakalım;
Klinik tablo: Bu açıdan ergen OKB erişkinlere çok benzer. Çocuk ve ergenlerde kontaminasyon obsesyonları, kendine ve başkalarına zarar gelebileceğine dair obsesyonlar, cinsel obsesyonlar, saldırganlık ve simetri ve düzen ile ilgili obsesyonlar sık görülür. Aşırı törensel yıkama ve temizlenme davranışları, tekrarlayıcı ritüeller, sayma ve düzenleme ile ilgili uğraşlar da en sık görülen kompulsiyonlar arasındadır. Bu sık görülen obsesyon ve kompulsiyonlar erişkinlerde de en sık görülenler arasındadır. Genelde çocukluk dönemindeki OKB'nin klinik görünümü ile erişkindeki klinik görünümü arasında devamlılık var gibi gözükmektedir. Ancak çocuk ve erişkin OKB'si arasında cinsiyet dağılımı, aile öyküsü ve birlikte görülen tanılar gibi konularda belirgin farklılıklar bulunur.
 

Peki hastalık çocuk ve ergenlerde nasıl bir özellik taşıyor?
Obsesyonlar olmaksızın kompulsiyonların olması çocuklarda ergenlere göre sık karşılaşılan bir durumdur. İçgörü azlığı da çocuklarda erişkinlere göre daha sıktır. Erişkinler gibi çocuk ve ergenlerde sıklıkla çoklu obsesyon ve kompulsiyonlara sahiptir ve hastalık seyrinde bunların tipleri sıklıkla değişir. Yine erişkinde olduğu gibi en sık görülen seyir paterni semptom şiddetinde artma ve azalmaların görüldüğü kronik seyirdir.

Cinsiyet dağılımı
Erişkinde bazı çalışmalarda kadınlarda biraz daha fazla bulunsa da genelde her iki cinste eşit oranda bulunur. Çocukta ise erkek popülasyonda 1,5- 2,5 kat daha sık görülmektedir. OKB'nin erkeklerde daha erken yaşta başlama eğilimi gösterdiğine dair bilgilerimizi bununla paralel düşünebiliriz. OKB erişkinde başlama yaşı erkeklerde 19,5 kadınlarda 22'dir. Ergenlik dönemi OKB çalışmalarında ise ortalama başlangıç yaşı 10,3 olarak bulunmuş.

Bimodal dağılım
Okb olgularının 1/3 ile 1/2'sinde hastalığın çocukluk ve ergenlikte başladığını hatırlayacak olursak hastalığın ilk piki 10 yaş civarı,ikincisi 20 yaş civarında yaptığı bimodal dağılım gösterdiğini düşünebiliriz. Norshirvani ve ark 1991'de yaptığı araştırma da 5-15 yaş arası başlangıcın erkeklerde daha sık iken 26 -35 yaş arası başlangıcın kadınlarda daha sık olduğunu saptamış. Özellikle erken başlangıçlı olgular geç başlangıçta olanlara göre daha güçlü bir genetik veya biyolojik komponante sahip olma eğilimindedir ve erkekler bu etkilere potansiyel olarak daha duyarlıdır. Bu konuda üzerinde durulması gereken son nokta ise bazı OKB formlarının Tourette ve diğer tik bozuklukları ile ilişkili olduğu düşüncesine dayanmaktadır. Bilindiği gibi tik bozukluğu erkeklerde daha sık görülür.

Tourette 
Tourette sendromunun klinik özellikleri zaman içerisinde artıp azalan şiddette motor ve vokal tiklerin olmasıdır. Motor tikler genelde 3-8 yaşları arasında göz kırpma ya da diğer yüz tikleriyle başlayabilir. Boğaz temizleme veya burun çekme gibi vokal tiklerin başlangıcı genelde motor tiklerin başlangıcından birkaç yıl sonra olur. Pek çok olguda tiklerle ilgili duyusal semptomlar vardır. Ardı sıra tiklerin gelmesinden önce hasta bunu sezebilir veya bir tik nöbeti sonrası bir rahatlama hissi duyabilir. Pek çok hasta bu durumda belli anatomik lokalize bedensel duyumlar yaşantılar ve bunlarla ilişkili olarak boğazını temizlemek vs ihtiyaçlar duyar. Tiklere ek olarak TS vakası ADHD ve OKB semptomları taşır ve bu morbiditeyi büyük oranda artırır. Tüm çalışmlar sonucunda TS patogenezinde bazal ganglion talamokortikal komponentin önemini ortaya koymaktadır. OKB'deki PET, SPECT ve MR çalışmalarında orbitofrontal ve limbik bazalgangliotalamokortikal bölgelerin tutulumuna işaret eder. OKB'de orbitofrontal ve cingulat kortekste metebolizma hızı ve kan akımı artmış bulunuyor.

OKB Tik İlişkisi 
Başka pek çok çalışmada OKB'li çocuklarda tik bozuklukları yüksek bulunmuş. Tik bozukluklarının yaşam boyu prevelansı çeşitli çalışmalarda %1-13 iken (apter 93 leonard 97) OKB'li çocuklarda %26-59 bulunmuş. Sadece OKB'li çocuklarda tik bozukluğu yüksek değildir. Tik bozukluğu olan çocuk ve ergenlerdede obsesif kompulsif semptomlar ve OKB sıktır. Literatürdeki genel eğilim tiklerin çocukluk döneminin ortalarında başladığı birkaç yıl sonra geç çocukluk veya erken ergenlikte obsesif kompulsif semptomların ortaya çıkması şeklindedir. Sonuç olarak tik bozukluğu olan hastalarda OKB'nin tipik olarak çocukluk ve ergenlikte başladığını söyleyebiliriz.


OKB'de Ailesel Geçiş 
Juvenil OKB olgularını ailelerinde hem OKB'ye hemde tik bozukluklarına sık rastlanmaktadır. Araştırmalar birlikte ele alındığında aile çalışmaları çocuklukta başlayan olguların erişkinlikte başlayanlara göre daha belirgin bir aile yüküne sahip olduklarını göstermiş. Ailelerinde hem OKB hemde tik bozukluğu geç başlangıçlı hastaların ailelerine göre daha fazladır. Çocuklukta başlayan OKB'de komorbid tik bozukluğu olsun ya da olmasın ailelerinde tiklerin ve Tourettin fazla görülmesi tik bozuklukları ile çocuklukta başlayan OKB'nin ilişkili olduğu hatta belki de altta yatan ortak bir patolojinin farklı görünümleri olabileceğini düşündürüyor.

Patofizyoloji
Nörofarmakolojik olarak serotonin OKB patofizyolojisinde en çok sözü edilen nörotransmitterdir. OKB semptomlarının MSS spesifik serotonerjik yolaklarında aşırı duyarlılık veya aşırı reaktivitenin sonucu olduğu görüşü ileri sürümüştür. Ancak %40 -60'ı bulabilen hasta grubu ise bu ilaçlarla belirgin düzelme göstermezler. Bu en azından bazı OKB hastalarında başka nörotransmitterlerinde etkilenmiş olabileceğini düşündürür. Böyle alt gruplardan birini de hastalığın çocuklukta başladığı olgular oluşturuyor olabilir. Yakın tarihli bazı çalışmalar hastalığın çocuklukta başladığı olgularda SSRI yanıtlarının düşük olabildiğini göstermiştir.199'da Skoog'un yaptığı bir araştırma da erken başlangıcın ilaca kötü yanıt ve kötü prognozun prediktörü olduğunu göstermiştir. Çocuklukta başlayanlarda serotoninin rolü daha kısıtlı olabilir. Bu olgular dopaminerjik işlev anomalileri gösteriyor olabilirler. TS patogenezinde de dopaminerjik anomaliler önemli yer tutar. Toutette ve juvenil OKB ilişkisi düşünüldüğünde çocuklukta başlayan OKB semptomlarının altında serotoninin yanında dopamininde rol oynadığı düşünülebilir. Özetle juvenil OKB'de SSRI (Antidepresan) monoterapisine yanıtı daha kötü olabilir ve antipsikotik eklemek gerekli olabilir.

Nöroanotomik Bulgular 
OKB'de en sabit biçimde saptanan anomali orbitofrontal kortekste ve singulat kortekste aktivite artışına işaret eden glikoz metabolizmasındaki artıştır. Bazal ganglion anomalileri daha az sıklıkta saptanır. Bir olasılık her iki grubunda kortikostriatal anomallikler içerdiği ancak bu yolaklar içinde primer bozukluk olan yerin farklı olduğudur. Sonuçta çocuklukta başlayan olgularda striatumun bozukluğun primer alanı olabileceği, erişkin başlangıçlı olgularda ise orbitofrontal striatal yolağın başka bölgelerinin primer olabileceği düşünülmektedir.

Pandas
OKB'li çocukların bir grubu ani başlangıçlı, A grubu B hemolitik streptokok infeksiyonlarını takip eden alevlenmelerle giden epizodik seyir gibi farklı özellikler gösterir. PANDAS tanısı için OKB ve veya tik bozukluğu olması, semptomların puberte öncesi başlaması ,koreiform anomaliler gibi nörolojik anomalilerin varlığı, GAS enfeksiyonu ile ilşki ve semptomların epizodik seyri gibi kriterler saptanmıştır. SWEDO ve arkadaşları 1998'de erken yaşta akut ve dramatik başlangıçlı % 44'ünde sterpkokal farenjit öyküsü verilen 50 hastalık seri yayınladılar.

Komorbidite
Tik bozukluklarının yanı sıra duygudurum bozuklukları %30, diğer anksiyete bozuklukları %30, enüresiz %17,konuşma bozuklukları ve özgün gelişimsel bozukluklar %18 ve yıkıcı davranım bozuklukları en sık görülen eş tanılardır
 

Değerlendirme
OKB primer tanısı olduğunda OKB semptomlarının şiddeti ve doğası, komorbid psikopatolojiler ve hastalığın çocuk ve aile tarafından değerlendirilmesi önemli bir rol oynar. Her OKB'li çocuk kişisel, psikososyal ve komorbid tanı özelliklerine geniş kapsamlı bir psikiyatrik değerlendirmeye alınmalıdır.

Sayaç