Travmanın Gelişen Beyine Etkileri

Travma Gelişen Beyin Biyokimyasına Kalıcı Zararlar Verebiliyor!

Bazı psikolojik çalışmalar sıklıkla travmanın yarattığı hasarda pek çoğunun odak noktası çocukluk çağı travmatik deneyimlerin bellek ve kognisyon üzerine etkileri üzerinde çalışıyor. CNS (beyin kortikonöral sistemi) birleştirme kapasitesinde bozukluk bellekte travmatik olaylar ile ilgili duyguların ve duyumların işlenememesi ve entegre edilememesi ile sonuçlanıyor. Bunun anlamı yaşanan olayların hayat hikayesine kayıt olmaması. Travma kötü bir yaşantı ise kayıt olmaması iyi gibi gözüküyor ama travma ile ilgili tüm ruhsal hastalıklar tamda kayıtta bozulmayla ilişkili. Zaman ve olaylar arasındaki süreklilik bozuluyor. Tedavide temel amaç tam da kayıt olamamış kötü olayın tüm duygu ve düşünceleriyle kayıt olabilmesini sağlamak. Travmaya bağlı işlevsel olmayan bozulmuş düşüncelerin sağlıklı ve başa çıkılabilir düşüncelerle yer değiştirmesini sağlamak. Ancak bu yapıldığı taktirde travma geride kalabiliyor. Unutmak belirtileri önlemediği gibi içten içe başka psikiyatrik hastalıkların gelişimine de zemin hazırlıyor. Eğer gerçekten travmanın beyin biyokimyasını bozduğunu düşünüyorsak travmatik bellek psikonörolojik olarak incelenmesiyle süregelen deneyimlerin integrasyonunu içeren beyin bölgelerinde anomaliler bulunmasını bekleriz. Son bilimsel çalışmalar artmış oranda bu bulguları destekliyor.

Nörobiyolojik İlişki

Literatürün çoğunda preklinik çalışmalar hayvanlar üzerine odaklanmıştır. Çeşitli nöropsikolojik ölçümlerin uygulanmasıyla ve beyin görüntüleme teknikleriyle (EEG,ERP PET SPECT FMRI) insanlar erişkinlerde olduğu gibi çocuklar üzerinde de  üzerinde artan bir bilgi elde edildi. Bu şekilde integrasyon kusurunu nörobiyolojik olarak açıklayacak bir model oluşturmaya odaklanıldı. Stres yanıt sistemi ve kortizolün nörotoksik etkileri gibi

Çocuklukta Normal Beyin Gelişimi

Gelişen beyin plastik bir organdır. Beyin hücrelerine nöron adı verilir. Doğumdan itibaren var olan nöronlar pek sabit kalmazlar. Sürekli gerçek işlerini yapacakları yere doğru  bir göç halindedirler. Diğer taraftan da kendilerini geliştirir ve diğer nöronlarla sıkı bağlantılar kurarak ekip çalışması yaparlar. Böyle bir ekip çalışması belli işleri belli bölgelerin yapmasını sağlar. Genel olarak bu gelişimin yönü kabaca genetik yapı rehberliğinde olsa da aslında bu hareketlilik deneyimler ve çevrenin etkisiyle yön bulur. Bu  hareketliliğin ve olgunlaşmanın en hızlı olduğu 0-5 yaş dönemi tam da ana yolların çizildiği dönemdir ve çevrenin olumlu ya da olumsuz etkilerine çok hassastır. Çocuk beyninin fonksiyonları belli dönemlerde adım adım gelişir. Hayatın ilk üç yaşında özelikle ilk bir yaşta aşırı bir sinaps (Nöron bağlantıları) oluşumu mevcuttur. Bu değişim potansiyeli olan hassas bir dönemdir, bu döneme ait çeşitli çevresel etkiler beynin olgunlaşmasını etkiler. Bu dönemde bazı deneyimler mutlak gerekli olmakla beraber (annenin sevgi dolu bakımı) ihmal ve istismar gibi kötü yaşam olayları beyinde hasar yaratabilir. İçsel dünya ve dış dünya gerçekliği arasındaki dengenin sürdürülmesi ile insan beyni evrimleşir ve çeşitli sistemler geliştirir. Bunlar davranış ve duygulanımla ilgili yüksek beyin merkezlerinin regulasyonunu içerir. Çeşitli beyin sistemleri, yüksek kompleks nöronal  yollar gelen bilgiyi tanıma, yorumlama ve integre etme, hangisi acı verici hangisi keyifli tanımlamayı içerir. Hipotalamus beyin sistemleri ve endokrin organlarla sıkı bağlantılar içerir. Primer olarak homeostasın düzenlenmesinde görevlidir. Limbik sistemle beraber iç ve dış dünya arasındaki dengenin sürdürülmesinden sorumludur. Amigdala gelen bilginin emosyonel anlamını değerlendirmede çok kritik bir organdır. Olayın yaşattığı duyguyu tanımlar ve anlamlandırır. Hipokampus gelen kompleks bilginin belli bir çatı altıda kodlanması ve yeniden düzenlenmesini sağlar. Neokorteks özelikle bilgilerin anlamını vermede önemlidir. Homeostasın (iç denge) sürdürülmesinde beyin ayrıca stres yanıt sistemlerine ihtiyaç duyar ki bu da amigdala ve hippokampus tarafından düzenlenir. Bu yanıt sistemi hem kişinin tehlikeyi tanımlamasını önlem alarak (tehlikeden kaç) ya da başa çıkma mekanizmalarını uyararak (savaş) yaşamı devam ettirmeyi amaçlar.

Stres Yanıt Sistemi 

Bu sistem evrimsel baz da fizyolojik başa çıkma yanıtının bir örneğidir. Bu sistem HPA aksını, sempatik ve parasempatik sinir sistemini nörotransmitter (beyin içindeki iletişimi sağlayan kimyasal maddeler) sistemlerini içerir. HPA aksı beyin ve adrenal korteks(böbreküstü bezleri) arasında bağlantı kurar. Akut stres (tehlike) karşısında aktive olur ve kortizol salgılanır. Artmış kortizol immun yanıtı baskılayarak glukoz seviyesini artırarak stresör ve korku yanıtını baskılayarak homeostası tehdit eden (Dengenin bozulmasına yol açacak) aşırı yanıtlardan kaçınmayı sağlayarak stres karşısında bedenin dengesinin ani bir şekilde bozulmasını önler. Sempatik sinir sistemi ve katekolaminler stress sırasında amigdala tarafından aktive edilir. Periferal adrenalin ve noradrenalin emosyonel davranış yanıtını aktive eder;artmış kalp hızı, kan basıncı terleme ve titreme gibi aşina olduğumuz korku belirtileri meydana gelir. Prefrontal korteksten cerebral dopamin salgılanması, cerebral noradrenalin, periferal noradrenalin vagusu uyarmasıyla endojen opioid salgılatır. Beyin endorfinleri ağrılı uyaran algısını değiştirir. Bu stres yanıtları emosyonel deneyimi olduğu gibi stres ile ilgili fiziksel deneyimi de açıklar. Bu sistem uzun süre aktive olduğunda yani uzun süreli travmalarda bu koruyucu beyin maddelerinin kendisi hasara yatkınlık sağlar. Sisteme ani ve başa çıkamayacağı hatta çökeceği bir uyaran geldi. Sistemin çalışmaya devam etmesi için alınan önlemlerinde (bir takım kimyasal maddeler kortizol vs) sistemi devam ettiriyor olsa bu maddelerin kendilerinin fazlalığının başlıca yan etkileri ayrı bir sorun olarak çıkıyor. Hastalıklar sırasında uzun süre kullandığımız ilaçların hastalıkla başa çıkmada işimize yaramasına rağmen kendilerinin yan etkileri ayrı bir sorun oluşturmasına benzetebiliriz. Buradaki en önemli sıkıntı gelişen çocuk beyninde ana yolların temelden etkileniyor olmaya açık olmasının getirdiği kalıcı zarardır. Uzun süreli travma tam da bu yolla kalıcı hasar verebilir.

Kortizolün Nörotoksik Etkisi 

Akut strese yanıt olarak kortizol sekresyonu gerekli olabilsede uzamış yüksek düzeyde kortizol zarar verici olabilir; özelikle hayatın erken yaşlarında hücre migrasyonunda, glial mitosis, miyelinizasyon, dentrik atrofi, erken dejenerayon ve nöron ölümüne neden olabilir. Yüksek glukokortikoid reseptörtleri içeren beyin bölgelerinde (limbik sitem ve noeokorteks)de bozulma olabilir. Hippokampus belleğin değişik görünümlerini entegre eder.Sol hippokampus sözel bellek için daha önemlidir.Yüksek doz kortizol alan astımlı çocuklarda kortizolün sözel bellek üzerine olan olumsuz etkisi gösterilmiş.

Gelişen İnsan Beynine Travma Etkisi 

Çocukluktaki uzamış stres yanıtının  potent kaynağının erken dönemde şiddetli yoksunluk ve ihmal olduğu, aile tarafından şiddete maruz kalma, açık emosyonel seksüel fiziksel istismara uğrama olduğu gösterilmiş. Bu tarz travmaların psikobiyolojisini araştırdığımızda bir takım beyin bölgelerinde anormallikler bulmayı bekleriz ki bu da integratif yollar olan limbik sistem, sol-sağ neokorteks ve hemisferker arası bağlantı kuran korpus kallosu... Son çalışmalar çocuk ve ergenlerde erken yaşam travmatik deneyimlerine yanıt olarak bazı beyin bölgelerinde kalıcı nörokimyasal anomaliler olduğu gibi fonksiyonel yapısal anormallikler de olduğunu gösterilmiş.

Patolojik HPA Aksıyla Azalmış Kortizol Yanıtı 

Travmaya yanıt olarak akut dönem kortizol artıyor olsa da kronik stres karşında kortizol düzeyinin normal ya da normalden daha düşük oranda bulunmuş. Hipokampus bu seferde artmış kortizolün etkisinden çocuğu korumak için kortizolü fazlaca baskılıyor. Kronik stres karşısında HPA aksının baskılanmasıyla bir taraftan beyin korunurken diğer taraftan çocuk strese karşı psikolojik olarak alıştırılıyor ve psikolojik yanıtı baskılıyor. Psikolojik yanıtın baskılanması demek çocuğun tehlikeyi tanımada zorluk yaşaması demektir. Bu azalmış kortizol düzeyinin bedeli işlevsel olmayan  bir savaş kaç donma yanıtı olabiliyor. Klinik deneyimler gösteriyor ki travmatize çocuklar tehlike karşısında yeni stres durumlarında ve yeni tacizciler karşısında normal hareket edemiyor ve tekrarlayıcı tacize maruz kalabiliyorlar.

Aşırı Uyarılmışlıkla Giden Patolojik Sempatik ve Katekolamin Yanıtı

Süregiden strese yanıt olarak yüksek noradrenalin ve dopaminin yüksek oranda sekresyonu saptanmış. Çocuklar daha sonra travmatik olaya ait küçük hatırlatıcılara reaksiyon olarak travma olmasa bile korku yanıtı uyarılıyor. Bu uyarılmış korku amigdala tarafından sinyal olarak algılanıyor ve sempatik yanıtı aktive ediyor. Klinik olarak niçin bu çocuklar aşırı uyarılmışlık belirtileri, anksiyete, irritabilite, stres yanıt eşiğinin azalması ya da belki post travmatik aşırı uyarılmış davranış belirtileri  gösterdiklerini açıklayabilir.

Paresempatik Sinir Sistemi Yanıtı 

Bu uzamış travmaya oldukça farklı bir yanıttır. Korkulu bir deneyimle karşılaşmış çocuk eğer kaçma şansı yoksa mevcut gerçeği bölüyor ve ayrı bir yere kaydediyor. Sempatik sistem yanıtının aktive olmasına yanıt olarak noredrenalin salgılanmasıyla vagus aktive ediliyor. Kalp hızında yavaşlama, kan basıncında düşme ve prefrontal korteks dopamin yanıtı ile ilişkili olarak beyin endorfin salınmına sebep olur. Klinik olarak travmatize çocukların minor hatırlatıcılara geç reaksiyonunun bu yol üzerinden olabileceği ileri sürülebilir ki bu dissosiyatif yanıtı provake eder. Anlamsız boş belirsiz ve dikkatsiz durumlar ve dikkatin dış gerçeklikten kopması gibi belirtilerle  ilişkili olabileceği düşünülüyor.

Gelişen Limbik ve Neokortikal Sistemlerdeki Disfonksiyon  

 

Erken çocukluk travmasının sebep olabileceği dissosiyatif sekel gelişen limbik ve neokortikal sişstemlerin overstimulasyonu ile ilgili olabilir. Buralar beynin en son gelişen ve mature olan ve zararlı etkilere en duyarlı bölgeleridir. Amigdala gelen bilgilerin emosyonel anlamının değerlendirilmesini yapar. Emosyonel ve otonomik yanıt sistemlerini düzenleyerek emosyonel yanıtı başlatır ve kontrol eder. Amigdala korku durumlarının agresif ve seksüel davranışın kontrol edilmesinde kritik bir öneme sahiptir. Amigdala nükleusu beyin en duyarlı yapılarından biridir. Tekrarlayıcı travma amigdalanın overstimulasyonu ile birlikte kalıcı bir ateşleme nöronal uyarılma davranışsal kontrolde major bir etki yapabilir ve klinik olarak anksiyete, agresyon, dürtüsellik ve artmış seksüel aktiviteyle birlikte olabilir. Hippocampus, gelen belli bilgiyi belli bir kontekst içine yerleştirir, öğrenme ve bellekle ilgili değişik görünümler içerir. Kortizol nörotoksisitesi hücre ölümüne sebep olarak belki amnezi ve diğer dissosiyatif semptomlardan sorumlu olabilir. Hippokampusun volümünün azalması daha önceden hipotez edildiği gibi  yeni hatırlatıcı uyaranlara korkulu yanıtına hastayı yatkın kılar. Gelen bilginin yanlış yorumlanmasına anksiyöz ve disinhibisyonal dissosiyatif semptom görünümlerine sebep olabilir. Prefrontal korteks: deneyimlere anlam vermede, plan yapmada yargılamada, impulsivitenin kontrolünde önemlidir. Bir hipoteze göre uzamış stres prefrontal korteksin erken olgunlaşmayı uyarıyor. Bazı grup çocukta küçük yaşlarda sessiz ve olaylar karşısında olgun ve anlayışlı adeta anne babadan beklenen davranışlara sahip olduklarını görüyoruz. Ancak maalesef ergenlik döneminde olması gereken bu gelişim erken yaşlarda olduğunda ergenlikte beklenen hızlı atılım görülemediğinden uzun vadede erişkin duygusal olgunluk kapasitesine erişilemiyor. Tam da bu dönemde psikiyatrik belirtiler ve dışavurum davranışlarıyla küçüklük travmalarını ifade edebiliyorlar.

Tüm bu yazında unutulmaması gereken en önemli nokta travmanın beyinin erken yaşta şekillenmesine olan etkisidir. Ruh ve beden bir bütündür. Travmanın uzun süre devam etmesi zararlı bir maddeyi uzun süre kullanmaya benzer. Travmadan canlı çıkmak için vücuttan salgılanan maddelerin azlığı ya da fazlalığı beyinin biyokimyasal dengesini bozacak ve sağlıklı gelişimin önünü tıkayacak yönünü değiştirecektir.

Sayaç